Akit Medya Grup İftarı
HÜSEYİN ÖZTÜRK
"Beklenen Vakit" ismiyle basın dünyasına adım attığımız 1993 yılında, arkamızda bir nalbur dükkânı, bir de yine aynı dükkândan beslenen Cuma Dergisi vardı.
Gazetenin ve derginin çıkması için sermayemiz yoktu ama ekmeğini, parasını, derdini bölüşerek, okuyucusuyla kale duvarı gibi bütünleşen adamlarımız vardı.
28 Şubatçıların ayak izlerinin duyulmaya başladığı günlerde "Beklenen Vakit" ismiyle çıktığımızda, vesayet rejimine; "Durun bakalım" diyerek yayına başlamıştık.
Sessiz çoğunluğun sesi olarak sesimiz kısılmaya hatta kesilmeye kalkıldı. Kestiler, lakin yeniden kök verdik.
Arkamızda ise önce gazetenin inanmış kadroları ve bu kadroların yanında, Anadolu'nun her yöresinden hiçbir beklentisi olmayan amentü sahibi insanlarımız vardı.
Hukuk ve adalet kavramı ve tüm kanunlar, sadece vesayetçilerin istedikleri gibi at koşturdukları sahaydı. Bir de güya gazetecilik adına devletin kasasını boşaltan kartel medya aparatı vardı.
O yılları hatırlayanlar, yaşayanlar bilir ve söylerler ki, sırtımızda yokuş yukarı taş taşıyarak ayakta durabilmiştik.
Rahmetli Mustafa Karahasanoğlu ağabeyin; endişesiz, korkusuz, kaygısız inanmış duruşu, hepimizi cesaretlendiriyordu.
Hamdolsun o günlerden bugünlere gelindi. Şimdi gazete ile birlikte televizyon var, dergiler var, internet yayıncılığı var.
Önceki günkü iftar sofrasında aklımdan bunlar geçmişti. O yıllardan kimse kalmamıştı. Sanırım bir tek şahsım kaldı. Yanlış anlaşılmasın günlük köşe yazarı olarak derim.
Tabii Nuri Bey ve Ali Bey baştan beri vardılar ve gece gündüz demeden esas onlar her işe koşturmaktaydı. Bugün de aynı iştah ve heyecanla iş başındalar şükür.
•
Gazetede sinema eleştirmeni olarak yazmaya başlamıştım. Rahmetli Hasan ağabey, köşene bir isim bul demişti.
Köşenin adı "Sintera" idi. (Sinema, televizyon radyo) Sinema filmleri ve televizyon eleştirmenliği bir yıl sürdü.

21