Dünyevî makamın riskleri

Talip olmadığım halde, 1970'lerin başında teklif edilen bu günkü adı ile İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü makamını istemeyerek de olsa kabul etmiştim.

Tecrübe, birikim, kabiliyet gibi bazı meziyetleri ve sorumlulukları gerektiren böyle bir vazifeyi hakkıyla yapabilecek miyim tereddütleri içinde iken yakın dostlarımın ısrarlı teşvikleriyle gençliğin verdiği his ve hevesle daha da önemlisi kudsî hizmetlerimize vesile olur zannı ile bismillah diyerek işe başladım.

Sağ ve sol çatışmalarının ve siyasî parti çekişmelerinin tüm hızıyla devam ettiği o dönemlerde bütün Nur talebeleri gibi benim demokratlığımı biliyorlardı.

Belirgin bu kimliğim ile beraber böyle bir dünyevî makama gelişim belli dost çevrem tarafından memnuniyetle karşılanırken; öteden beri bana muarız olan çevrelerce de bir hazımsızlık ve tedirginlik meydana getirmişti.

O tarihlerde iktidarda Adalet Partisi iktidarda olduğu için işimiz kolaydı. Siyasî iktidarın destek ve teşvikleriyle kanunlar çerçevesinde istediğim her icraatı yapabiliyordum. Dolayısı ile ayağımı kaydırmak için fırsat kollayan çevreler aleyhime yapabilecekleri pek bir şey kalmıyordu.

Ama bir gün sol bir parti başa gelecek olursa bu gidişatın tersine döneceğini bildiğimden, inandığım değerlerden taviz vermeden, geri adım atmamaya gayret ediyordum.

Fakat itiraf etmeliyim ki ne kadar inandığım değerlerden taviz vermemeye çalışsam da resmî ideolojinin kuşatması altında çalışmak zorunda bırakılan hemen resmî kurumlar gibi Millî Eğitim gibi bir kurumda idareci olmanın inançlarınızdan taviz vermeden yolunuza devam edebilmenin zorluğunu herhalde tahmin edersiniz.

Diğer taraftan yukarıda belirttiğim gibi iman Kur'ân hizmetlerime vesile olur zannıyla kabul ettiğim bu idareciliğin aylar yıllar sonra bu beklentimin de maalesef gerçekleşmediğini gördüm. Nurlarla Din-i Mübîn'e hizmette bulunmada öğretmenlik mesleğinin daha müsait ve faydalı olduğunu anlamış oldum.