Tarih Aralık 2015... Cumhurbaşkanımızın bir yurtdışı gezisi sonrası uçakta üst düzey bir bürokrat -hâlâ üst düzey- ile gazeteciler sohbet ediyor. Bu sohbetler genelde "off the record ama deep background" olur. Yani bir meseleye dair kaynaktan direkt alıntı yapılmaz ama analizimizde neden-sonuç ilişkisi kurarken arka plan bilgisiyle değerlendirmeyi daha çerçevesine oturtmaya ve öngörü sunmaya yarar.
İşte böyle bir sohbette ana gündem YPG'nin Fırat'ın batısına geçişiydi. Amerika Birleşik Devletleri'nin sunduğu korumaya sırtını dayayan YPG, Türkiye'nin defaatle "kırmızı çizgimiz" dediği Fırat'ın batısına geçip ilerlemeye başlamıştı. Sorularımda biraz ısrarcı olduğum için o üst düzey bürokratın bundan başka bir şey konuşmasına adeta izin vermemiştim. Sonra durdu ve "Sanki biz çok mu memnunuz Hilâl Hanım" diyerek kendince de haklı biçimde sitem etmişti. Gözlerindeki gerilimi ve hüznü dün gibi hatırlıyorum.
Çok zor zamanlardı. Davutoğlu başbakandı. Obama ile arayı iyi tutmaya azami gayret gösterirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 6-8 Ekim olaylarına karşı duruşunu yumuşatmaya çalışıp, Erdoğan'ın iradesine rağmen Dolmabahçe Mutabakatı gibi saçmalıklara imza atıyordu. Davutoğlu gitti, üç ay sonra darbe geldi. Darbeye geçit verilmedi ve nihayet Obama da gitti.
Trump dönemiyle yeni bir sayfa açıldı. Zamanı beklendi. 2019'da Barış Pınarı Harekâtı başladı. Trump, Amerikan askerlerini harekâtın olacağı hattan çekti. Türkiye, YPG'yi püskürttü. Aynı anda Moskova ile de yürütülen diplomasiyle Tel Abyad-Rasulayn arasındaki yaklaşık 120 km uzunluğunda, 30-32 km derinliğinde bir hattı kontrol altına aldık.

15