Sednaya cehenneminden: Unutma, affetme!

Girişte hür Suriye'yi temsil eden üç yıldızlı bayrağın altında şöyle yazıyor:
"İnsan mezbahası Sednaya Hapishanesi: Unutmayacağız, affetmeyeceğiz."
Çocuklarının fotoğraflarını ellerinde taşıyan, bir umut çıkıp gelmiş anne babalar...
Yeraltına kazdıkları daracık çukurlara girerek sopalarla demirlere vurup bir ses duyar mıyım diye bekleşenler...
Etrafa saçılmış binlerce kâğıt belgeyi çamurun içinden çıkarıp "Bir ize rastlar mıyım" diye okuyanlar...
Duvarlara asılmış kayıp afişleri...
Girişteki bir arabanın üzerine alelade konulmuş ziyaret defterini inceleyip kayıp yakınlarının isimlerini bulmaya çalışanlar...
Ölüm kokusunun sindiği duvarlar, penceresiz hücreler, özgür olduklarını öğrenince arkalarına bakmadan koşan mahkûmların bıraktıkları eşyalar...
Gardiyanların koridora çıkarıp kadın mahkûmlara tecavüz etmek için kullandığı söylenen şilteler...
Kan kokusunun idrar kokusuna karıştığı, güneşin hiç giremediği en alt katlar...


OĞULLARINI ARIYORLAR
İleriden bir anne-baba yaklaşıyor; ellerinde bir fotoğraf...
İki oğulları da kayıp; Sednaya'ya mı getirildiler, onu bile bilmiyorlar.
Biri 18, diğeri 21 yaşındaymış ve 13 yıldır yollarını gözlüyorlarmış.
Bize, "Türkler arama yapmaya gelecekmiş diye duyduk, doğru mu" diye soruyorlar.
AFAD, ertesi gün 120 kişilik bir ekiple Sednaya'da aramakurtarma çalışmalarına başladı.
Kayıp 2 oğlunu arayan Suriyeli anne-baba.
Suriye zaferindeki payımız ve kazandıklarımız üzerine çok şey söylenebilir ama ülkeniz, çaresiz bir annenin gözünde beliren umut ışığı olabilmişse kazanmışsınızdır.
Türkiye'nin Suriye'de giderek artan etkisi, 13 yıldır iç savaşın tüm çilesini çeken insanlara bir umut oldu. Bunu da Halep'ten Şam'a konuştuğumuz her insan dile getiriyordu.
Sednaya Hapishanesi'nde geçirdiğim iki saat, hayatımın en büyük travmalarından biri oldu.
Naaşların yok edilmek üzere konduğu pres makinesinin olduğu odadan kendimi dışarı attığımda oraya mahkûm olarak getirilen yüz binlerin yaşadıklarını tahayyül bile edemeyeceğimizi daha iyi anladım.