Siyonist terör örgütü İsrail'in Gazze'de soykırım kelimesini bile anlamsız bırakan saldırıları devam ediyor. Böyle bir dönemde, dünyada insan haklarından ya da özgürlüklerden bahsetmek beyhude bir çaba olarak görünüyor. Ancak bu, siyonist terör örgütü İsrail'in işgali altındaki Batılı ülkelerde yaşanan skandalları görmemize engel değil.
Bir ramazan akşamı, 25 Mart 2025 tarihinde, ABD'nin resmi görevlileri tarafından kaçırılan Rümeysa Öztürk vakası bunun somut örneklerinden biri.
Rümeysa, Hamas bağlantılı olma suçlamasıyla, sivil kıyafetli ABD İç Güvenlik Bakanlığı ajanları tarafından gündüz gözüyle kaçırıldı. Amerika'da burslu okuyan başarılı bir öğrenci olan Rümeysa Öztürk'ün Hamas ile bağlantısı hakkında ABD'nin sunduğu tek argüman, üniversite dergisinde okulunun İsrail ile ilişkisini sona erdirmesini isteyen bir makale yayınlamış olmasından ibaretti. Amerikan yetkililere göre bu, Rümeysa Öztürk'ün gündüz gözüyle resmi ajanlar tarafından kaçırılması için yeterli bir sebepti.
Öztürk'ün vizesini iptal eden ABD yönetimi, mahkemenin kararına rağmen Öztürk'ü başka bir eyalete götürüp onu sınırdışı etmeye çalıştı. Haksızlık karşısında duramayan Rümeysa, siyonist İsrail'in nefretini kazanan asil tavrını devam ettirdi. Rümeysa ve avukatları, başlattıkları hukuk mücadelesiyle ABD yönetimine meydan okudu.
Evanjelist rüyalar gören Trump'ın, en az kendisi kadar problemli olan Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Rümeysa'nın kargaşa çıkardığı için vizesinin iptal edileceğini açıkladı. Rubio bu açıklamayı yaparken, Rümeysa'nın doktora yaptığı Tufts Üniversitesi'nin Başkanı Sunil Kumar, öğrencisinin akademik açıdan son derece yetkin olduğunu ve iyi bir öğrenim hayatı sürdürdüğünü söyledi.
Aslında Rümeysa Öztürk, Rubio'nun dediği gibi, ABD yönetiminin nefretini hak edecek büyük bir suç işlemiş olabilir! Bu suç, siyonist terör örgütü İsrail tarafından

89