Ribadan kaçarken garara tutulmak

Avrupa İstikrar Girişimi (ESI) 2005'te muhafazakâr sanayicileri "İslami Kalvinistler" diye tanımlayan raporunu yayımladığında uzun bir tartışma başlamıştı. Soru şuydu: Anadolu'nun dindar girişimcisi, Weber'in "Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu"nda tarif ettiği Kalvinist tüccara benziyor muydu
Çalışkan, tutumlu, kazancını tüketmeyip yeniden üretime yatıran... Weber'in az hatırlanan tespiti ise şuydu: Bu ahlak, "maceracı kapitalizm" denilen kolay kazanç hırsına düşmandır. Nitekim ruh buharlaşınca geriye bir "demir kafes" kalır.
131 fonun tasfiyesiyle çöken yapı, o tartışmanın acı dipnotudur. 2005'te sorulan, dindarlığın üretime ve disipline dönüşüp dönüşmediğiydi. Bugün sormamız gereken, spekülasyona dönüşüp dönüşmediği. Gördüğümüz şey Kalvinist ahlak değil, dindar dille paketlenmiş maceracı kapitalizm.
Altın katılım fonları, faizsiz konut finansmanına bağlı portföyler... Mağdurların önemli bir kısmının faizden kaçınma hassasiyetle hareket ettiği öngörülüyor. İnsanımız bu sarmala caiz diye girdi, faiz korkusuyla bankaya koymadığı birikimi helal getiri vaadine emanet etti. Ancak mevcut piyasa şartlarında sabrın ve kanaatin yerini "bir koyup üç almak" aldı.
Oysa fıkıh, ribayla birlikte aşırı belirsizlik demek olan garar ile kumar demek olan meysiri de aynı ciddiyetle yasaklar. Halka açıklığı düşük hisselerin aylar içinde yüz kat şişirilmesi, şişen hissenin teminat gösterilip yeni alımların finanse edilmesi garar değilse nedir İnsanımız ribadan kaçarken garara düşürüldü. İnsanımızı bu sarmala sürükleyen ekonomik olduğu kadar sosyolojik şartlar üzerine de düşünmeye davet ediyorum. Mesela "caiz" damgası yalnızca faizin yokluğuna bakıp gararı görmüyorsa, fıkhi hüküm olmaktan çıkıp pazarlama aparatına dönüşmüştür mü demeliyiz
Daha ağır olanı, muhafazakâr siyasetin taşıyıcısı AK Parti'deki bazı üst düzey isimlerin de bu dosyayla anılmasıdır. Hukuki boyutu yargıda netleşecek. Ama dindar tasarruf sahibinin gözünde mesele hukuktan önce ahlaki olmalıdır. Mesele kâr payından önce kul hakkı