Körfez'e 'savaşın' baskısı

Neo-con Senatör Lindsey Graham'ın son çıkışı aslında Washington'daki bazı çevrelerin zihniyetini bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Graham açık açık Körfez ülkelerine sesleniyor: "Henüz İran'ı vuran Arap ülkesi oldu mu Eğer ABD ile anlaşma istiyorsanız savaşa dahil olmalısınız. Arap müttefiklerimize karşılık vermeleri için çağrıda bulunuyorum."
Yani ABD'nin doğrudan üstlenmek istemediği bir cepheyi Körfez ülkelerinin sırtına yükleme çağrısı. Bu, yeni bir strateji değil. Ortadoğu'nun son yarım yüzyılı bu tür "vekâlet savaşlarıyla" dolu.
Tam da bu nedenle Katar'ın eski başbakanı Hamad bin Casim El Tani'ye atfedilen uyarı son derece kayda değer. Bin Casim'e göre ABD, Körfez ülkeleri İran'a savaş ilan ettiği anda çatışmadan çekilebilir. Böylece Washington savaşın tarafı olmaktan çıkar, ama iki tarafa da silah satan bir silah tüccarına dönüşür. Bu senaryo kulağa komplocu gelebilir; fakat son yirmi yılın bölgesel savaşlarına bakıldığında hiç de yabancı değil.
Böyle bir tabloda ne olur İran ile Körfez ülkeleri birbirlerinin ekonomik ve askeri kapasitelerini tüketirken, savaşın maliyeti bölgenin omuzlarına yüklenir. Petrol gelirleri savunma harcamalarına akar, kalkınma projeleri durur, toplumlar yıpranır. Sonunda ortaya çıkan tablo şudur: Zayıflamış İran, zayıflamış Körfez ve jeopolitik olarak daha rahat hareket eden bir İsrail...
Bu yüzden bazı stratejistler için en ideal senaryo, bölgedeki iki büyük gücün birbirini yıpratmasıdır. İran'ın askeri kapasitesi törpülenir, Körfez ülkeleri güvenlik bağımlılığını daha da artırır. Böylece İsrail bölgesel rakiplerinin eşzamanlı zayıfladığı bir ortamda hareket alanını genişletir. "Büyük İsrail" tartışmaları tam da böyle bir güç boşluğu üzerine inşa edilir.
Bu noktada Bradley Martin'in The Wall Street Journal'daki yazısı devreye giriyor. Martin, Irak savaşından sonra oluşan boşluğu İran'ın doldurduğunu hatırlatıyor ve