İhanet ve güven

Fon krizinin ardından en çok duyduğum soru şu: "Bu iş nasıl çözülecek" Altında daha derin bir soru yatıyor aslında: "Kime güveneceğiz" Cevabımı duygularla değil, kayıtlarla vermek istiyorum.
2013 yazında Kahire'de sokak gösterileri bir darbenin zeminine dönüştürüldü, seçilmiş bir cumhurbaşkanı devrildi. Eşzamanlı olarak Gezi olaylarıyla Türkiye benzer bir senaryoya zorlandı; üstelik emniyetin içinde FETÖ yapılanması varken... Tutmadı.
Üç yıl sonra aynı yapı tankla, jetle geldi; 15 Temmuz gecesi milletle birlikte püskürtüldü.
Arada şehirlerimiz hendeklerle teröre teslim edilmek istendi; o dosya da kapatıldı.
Bu sicilin öğrettiği şey şu: Erdoğan krizi ilk saatte değil, doğru saatte yönetir. Devlete zarar gelmesin diye yutkunması gereken yerde yutkundu, celallenmesi gereken yerde celallendi, yumruğunu masaya vurması gereken anda vurdu. Ama zamanlamayı hiçbir zaman başkalarına bırakmadı.
2018'deki kur saldırısında da pandeminin ilk aylarında da önce yangını söndürdü, hesabı sonra sordu. Panikle atılan adımın, krizi çıkaranlardan çok mağdura zarar verdiğini iyi bilir. Bazılarının "Neden hâlâ harekete geçilmiyor" diye sabırsızlandığı anlar, çoğu zaman masada en çok iş yapılan anlar oldu.
Fon krizinde de sıra belli. Önce mağdur vatandaşın kaybını telafi etmek ve yangının ekonominin geri kalanına sıçramasını önlemek. Küçük yatırımcıya öncelik verilmesi, tasfiyenin iki büyük bankaya emanet edilmesi, Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında tam yetkili bir kurulun kurulması bunun işaretleri. Altı aylık tasfiye takvimi de bu sıralamanın parçası.
Ardından hesaplaşma zamanı gelecek. Devlet Denetleme Kurulu görevlendirildi,