Yazar, Gazze'deki saldırılarda şehit kızını ve yaralı kızını kaybeden Nidâ ailesinin hikâyesinden hareketle, İsrail'in sivil halka yönelik zulmünü ve Türkiye'nin insani yardım çabalarını kayıt altına almaya çalışıyor. Nur'un paraliz vücudunca sergilediği direniş ve annesine duyduğu sorumluluk duygusu, yazarın insanı çaresizlikten utandıran bir direniş örneği olarak sunmasını sağlıyor. Ancak bu kişisel hikâyelerin politikleştirilmesi, ızdırapın meşru bir muhasebe aracına dönüşmesini engelle miyor mu?
KAHİRE
ABD-İsrail'in İran'a yönelik saldırganlığı sebebiyle eskisi kadar gündeme gelmese de Gazze'deki zulüm sürüyor. Siyonist İsrail'in mağduru ve şahidi olan onlarca Gazzeli ile görüşebilmek, onların sesinin duyulmasına bir nebze olsun vesile olabilmek için Mısır'dayız. Köşemde bu hafta boyu dört kuşaktan dört asil kadının hikâyesini okuyacaksınız. Hem onların mesajlarını hem de Mısır Büyükelçimiz Salih Mutlu Şen'den aldığım bilgiler doğrultusunda Gazzeliler için yaptıklarımızı paylaşacağım. Vira bismillah...
DUHÂ'NIN ANNESİ VE 'ÜMMÜ HUREYRE' NUR
Annesinin adı Nidâ. Bizleri tebessüm ederek o karşılıyor. İki oğlu ve iki kızı varmış; artık bir kızı var. Kızı Duhâ, Gazze'de şehit olmuş. Nidâ'nın oğulları ve bombalamada işitme duyusunu yitiren eşi ise Gazze'de kalmış. Eşi, şehit kızlarının fotoğrafına bile bakamaz hâldeymiş. Nidâ, Gazze'yi "Hayat, yorgunluk, ölüm ve korkudan ibaret" diyerek tanımlıyor. Buna rağmen geri dönme ihtimali için ise "Elbette, orası vatanımız" diyor.
Evleri bombalandığında şu an 21 yaşında olan kızı Nur, ablası Duhâ ile salıncakta sallanıp sohbet ediyormuş. Komşularına isabet eden bombalamada ikisi de havaya savrulmuş. Duhâ, anında şehit olmuş. Nur ise öldü sanılarak morga kaldırılacakken nefes aldığı son anda fark edilip yoğun bakıma taşınmış. Fakat Nur artık yürüyemiyor. Vücudunda yanıklar ve şarapnel parçalarıyla omurundan aldığı darbelerle inen felç...
"Yoğun bakımda iki erkek kardeşim de yaralı yanımda yatıyordu. Kendimden çok onlar için korktum. 'Ya bombalanırsak, artık hareket bile edemiyorum, onları nasıl koruyacağım' diye düşünmekten daha beter hasta oldum" diye anlatıyor o günleri.
Şiir okuyup yazan, karate yapan, üniversitede hukuk öğrencisi hayat dolu bir genç kızken bacakları tutmayan ama yine de ayakları üzerinde durabilme iradesini cisme büründüren bir kahraman Nur. Mısır'da da Ayn Şems Üniversitesi'ne kaydolup İşletme ve Yönetim Bölümü'ne devam eden Nur, Gazze'den çıkışını şöyle anlatıyor:
"Babam ve kardeşimi geride bırakmak zorunda kaldık. Ambulansla Mısır'a geçerken yol boyu ağladık. Onları ateşler arasında bıraktığımız için dayanamıyordum. Acıdan ölmeyi diliyordum. 'Duhâ cennete gitti, ben geride yarım kaldım' diye düşünüyordum. Sonra anneme baktım. O bir yıl boyunca ben tuvalete dahi gidemezken bana bakmıştı ve onu daha fazla üzmeye hakkım yoktu. O yüzden hayata tutunmaya başladım. Allah'ın bizim için hayır olanı dilediğinden şüphem yok. Ben de faydalı olabilmek için akademik çalışmalarımı bitirmek ve hayallerimi gerçekleştirmek istiyorum."

4