Erdoğan'ın sessiz mimarlığı
Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın artan temasları Ortadoğu'da yeni bir düzen mi kuruyor, yoksa pragmatik çıkarların geçici bir uyumu mu?
Yazı, İran-ABD-İsrail gerilimi karşısında bölge ülkelerinin ilk kez kendi inisiyatifiyle hareket etmeye başladığını ve bu dört ülke arasındaki yakınlaşmanın eski uluslararası sisteme alternatif sunabileceğini iddia ediyor. Bu iddiayı, ABD'ye duyulan güvenin aşınması ve bölge ülkelerinin dış müdahalelerden kurtulma arzusuyla destekliyor. Ancak ideolojik birlikten çok pragmatik zorunluluk üzerine inşa edilen bu blok gerçekten kalıcı ve kurumsallaşabilir mi?
Ortadoğu'da güç dengeleri uzun yıllar boyunca dış müdahalelerle şekillendi. Ancak son dönemde Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında hızlanan temaslar, bu ezberi bozan yeni bir eğilime işaret ediyor. Kendi özgür iradeleriyle, ülkelerine özgün güçlerini dayanışma için kullanmaya matuf olarak ortaya çıkan bu blok geçici bir diplomatik trafiğin ötesine geçerse yeni bir bölgesel düzen arayışının da ilk somut kazanımı olacaktır.
Peki bu noktaya nasıl gelindi İran ile ABD-İsrail hattı arasında tırmanan gerilim, bölge ülkelerini net bir tercihle karşı karşıya bıraktı: Ya bu çatışmanın parçası olacaklar ya da yangının büyümesini birlikte engellemeye çalışacaklar. Türkiye, Mısır ve Pakistan'ın son süreçte öne çıkan arabuluculuk girişimleri bu nedenle dikkat çekiyor. Özellikle Pakistan'ın diplomatik temasları, Batı basınında "son yılların en dikkat çekici hamlelerinden biri" olarak yorumlandı. Bu tablo, bölge içi aktörlerin ilk kez bu ölçekte inisiyatif aldığını gösteriyor.
Bu yakınlaşmanın bir diğer boyutu ise sıkışmayı reddetme stratejisi. Bölge ülkeleri artık kendilerini İsrail ile İran arasında tanımlanan dar bir jeopolitik alana hapsetmek istemiyor. İsrail merkezli analizlerde bu durum bir "denge hattı" ya da "Sünni kuşak" olarak çerçevelense de, asıl mesele mezhep değil; kontrol ve özerklik arayışı. Bu dört ülke, krizleri dış aktörlerin yönlendirmesiyle değil, kendi aralarında yönetebilecekleri bir zemin kurmaya çalışıyor.
Asıl kırılma ise ABD'ye duyulan güvenin aşınmasıyla ortaya çıkıyor. Washington'un son dönemdeki sert ve öngörülemez politikaları, müttefiklerini alternatif arayışlara yöneltti. Bu yüzden bazı Batılı yorumcular bu yakınlaşmayı "yeni düzenin embriyosu" olarak nitelendiriyor.
Elbette bu tablonun kırılgan tarafları var. Türkiye ile Mısır ilişkileri yeni toparlandı, Ankara ile Riyad geçmişte ciddi krizler yaşadı, Pakistan ise Suudi Arabistan ile yakın bağlarını korurken İran'la köprüleri tamamen atmak istemiyor. Yani ortada ideolojik bir birliktelikten çok, pragmatik bir zorunluluk söz konusu. Ancak tam da bu nedenle bu yapı işlevsel olabilir. Çünkü ortak payda, değerlerden çok risklerin büyüklüğü.

5