Siyaset felsefesi literatüründeki başat isimlerden Carl Schmitt'in bu tespiti, modern iktidarı tanımlayan en berrak ifadeydi. Venezuela'da yaşananlar ise bu teorik hattın neden soyut olmadığını bir kez daha gösterdi.
Bir devlet başkanının, egemen bir ülkenin sınırları içinden kaçırılarak başka bir devlete götürülmesi, hukuki bir süreç değil; egemenlik ilanıdır. Zaten hukukun içinden açıklamaya çalışan iddianamede Maduro'nun otomatik silahlara sahip olmasının ABD kanunlarına aykırı olduğunun yer alması bile mevzunun gülünçlüğünü gözler önüne seriyor.
Burada mesele suç, delil ya da hukuk değildir. Asıl soru şudur: Kim, hangi koşulda, hukuku askıya alma yetkisini kendinde görür Cevap nettir: Karar veren, egemendir.
ABD, bir kez daha dünya düzeninin egemeni olduğunu, "çok kutuplu dünya" yorumlarını Caracas'ta çöpe atarak ilan etmiştir. 17 Aralık tarihli, "Çok kutupluluk sahici mi, retorik mi" yazımızda şöyle demiştik: "Çokluk var, ama henüz ortak bir 'kutup' bilinci yok."
Son gelişmeler maalesef haklılığımızı doğruladı. Zira daha Çin heyeti Venezuela'dan ayrılmadan, beş saat önce görüştükleri Maduro kendini New York'ta buldu.
11 Eylül'den sonra "teröre karşı savaş" diyerek "Vatanseverlik Yasası"nı (Patriot Act) Kongre'den geçirip yine Kongre'yi iknaya çalışarak Irak'ı işgale girişen neo-con Bush'un bile önüne geçen Trump, tek başına karar alarak uygulattı. "Venezuela'yı artık biz yönetiyoruz" diyerek de

13