Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dekolonizasyon siyasası

Madun (subaltern), postkolonyal teorinin en temel kavramlarından biridir. Hegemonik güç merkezlerinin dışında bırakılmış, egemen söylem tarafından susturulmuş ve kendi adına konuşma hakkı elinden alınmışlardır.
Kavramı Gramsci'den devralarak postkolonyal literatürün merkezine oturtan Spivak, meşhur "Madun konuşabilir mi" sorusuyla, bu sınıfların sesinin egemen sistemin duvarlarını aşamadığını söylüyordu. Çünkü maduniyet, salt ekonomik bir yoksunluk değil; bilgi üretimi, hukuk, dil ve siyaset mekanizmalarında yapısal olarak görünmez kılınma hâlidir. Bu minvalde Erdoğan, "madun" mefhumunun kapsadığı ülkemizdeki toplumsal grupların büyük kısmının sesi olmaya çalıştığı için Erdoğan olmuştur. Bu kenarda dursun.
Dekolonizasyon (sömürgecilikten arındırma) bağlamında modern uluslararası düzen incelendiğinde ise bu sistemin hâlâ Batı merkezli felsefi ve siyasi hiyerarşiler ürettiği görülür. Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın küresel düzene karşı geliştirdiği siyasi söylem, bir yönüyle küresel maduniyetin ve bu maduniyete karşı yükselen dekoloniyal direncin sesi olarak okunabilir.
Erdoğan'ın sıklıkla dile getirdiği "Dünya beşten büyüktür" ve "Daha adil bir dünya mümkün" çıkışları, BM Güvenlik Konseyi gibi kurumsallaşmış hegemonik yapılara karşı, sesleri bastırılmış küresel Güney'in ve dışlanmış coğrafyaların maduniyetini uluslararası vitrine taşıma girişimidir. Bu söylem, Batı'nın kendisini evrensel hakikat ve değerlerin tek merkezi olarak konumlandırmasına ve çevreyi "yönetilen/adlandırılan" bir nesneye indirgemesine karşı siyasi bir öznellik iddiasıdır.
On yıldır yazıyorum; yazmaya da devam edeceğim: Cumhurbaşkanı Erdoğan, küresel sömürgeci kodların modern kurumlar eliyle devam ettirilmesine karşı, madunun sesini küresel elitlerin yüzüne çarpan siyasi bir figür olarak dekolonizasyon tartışmalarında konumlandırılmalıdır.