Bir zamanlar çocukluğumuzun bir kapısı vardı. Yetişkinler, çocuklar odaya girince susar ya da konuyu değiştirirdi. Bazı kitapları belli yaşa kadar okumaz, bazı filmleri izlemezdik. Bu bir sansür değil, bir terbiye düzeniydi. Her bilginin bir yaşı, her yaşın bir hazırlığı olduğuna dair sessiz bir toplumsal mutabakattı bu. Akıllı telefon o kapıyı menteşelerinden söküp attı.
Bugün denetimden mahrum 10 yaşındaki bir çocuk, yetişkin dünyasının en karanlık köşelerine annesinden babasından önce vâkıf olabiliyor. Karşısında ne öğretmen var ne yayıncı; dikkatini hammadde gibi işleyip reklamverene satan bir algoritma var. Bu düzende çocuk özgür iradeli bir kullanıcı değil, ürünün kendisi aslında.
1 Kasım'da yürürlüğe girecek kanuna bu açıdan bakmak lazım. Buna göre 15 yaşından küçükler sosyal medya hizmetlerini kullanamayacak; 15-17 yaş arasındaki gençlerin hesapları varsayılan olarak gizli olacak ve karşılarına çıkan içerikler davranışlarına göre kişiselleştirilemeyecek. Böylece platformlar, çocukları ekranda daha uzun süre tutmak için kullandıkları algoritmaları bu yaş grubunda aynı şekilde işletemeyecek.
Yaş doğrulaması için de kimlik bilgileri platformlarla paylaşılmayacak; e-Devlet üzerinden yalnızca kişinin 15 veya 18 yaş sınırını geçip geçmediğini gösteren bir doğrulama bilgisi kullanılacak. Kısacası çocukları sosyal medyanın kontrolsüz etkilerinden korurken kişisel bilgilerinin gizliliğini de güvence altına almak amaçlanıyor.
Kimileri bunu "çocuk koruma ambalajında sansür" diye ele alıyor. Dayanakları, büyük platformlara erişim engeli kararlarını bir saatte uygulama yükümlülüğü. Oysa bu hüküm yeni bir yasak sebebi üretmiyor, verilmiş kararların uygulanma süresini düzenliyor. Almanya 2017'de NetzDG ile açıkça hukuka aykırı içeriği 24 saatte kaldırmayı şart koştuğunda kimse Berlin'e otoriter demedi. Üstelik orada hukuka aykırılığa platform karar veriyordu; bizde karar hukukun.
Batı da aynı yoldan yürüyor. Avustralya ilk ayda 4.7 milyon hesap kapattırdı. Fransa temmuzda 15 yaş altını yasakladı. İngiltere de 16 yaş altı yasağını açıkladı. ABD'nin Londra Büyükelçiliği'nin bu tür yasaklara açıkça itiraz etmesi, meselenin pedagojik olduğu kadar egemenlikle ilgili olduğunu da gösteriyor.

11