Trump, "İran'da Venezuela'daki senaryo gerçekleşse mükemmel olur" derken aslında iki şeyi birden ifşa ediyor: İran'ın siyasi tarihini pek bilmediğini ve bölgenin sosyo-politik dokusunu hiç anlamadığını. İran'ı, birkaç yaptırımla çözülecek, birkaç elit "transferle" dağılacak bir Latin Amerika ülkesi zannetmek stratejik körlüktür.
İran'ın en üst düzey dini ve siyasi liderini daha ilk saldırıda kaybetmek en büyük şoku da yaşatmış oldu. Görünen o ki devlet aklı hazırlıklıydı. Yıllardır planlanan asimetrik strateji devreye sokuldu, ABD-İsrail'in Körfez'de on yıllardır ördüğü güvenlik mimarisi hedef alındı. Bu, spontane bir öfke değil; kurumsal hafızaya dayanan bir refleks olabilir.
Halk meselesine gelince... Sosyal medyada eskort kıyafetleriyle video çeken birkaç TikTok figürünü ya da ölen Amerikan askerlerine taziye yayınlayan Pehlevi artığını "İran halkı" diye pazarlayanlar büyük yanılıyor.
İran'da sokaklar boş değil. Devlet televizyonunun çağrısıyla insanlar meydanlara iniyor, rejime destek gösterileri yapıyor. Tıpkı 15 Temmuz'dan sonra günlerce meydanları doldurup "Devletimin yanındayım" diyen bizler gibi.
ABD, Venezuela'da birkaç saat içinde sonuç almış olabilir. Hatta Venezuela'yı, İran'ın Hürmüz Boğazı kartını oynayacağını öngörerek, petrol talebini güvence altına almak için önceden işgal etti de diyebiliriz. Fakat İran, Venezuela değildir. Devrimle kurulmuş, savaşla sertleşmiş, ambargoyla disipline olmuş bir devlettir.
Dahası, İran dini liderinin kızları ve torunlarıyla birlikte hedef alınması, meselenin bir "rejim değişikliği" operasyonundan öteye geçtiğini gösteriyor. Bu artık sembolik değil, varoluşsal

1