Yazar, modern ebeveynlik anlatısının post-yapısalcı psikoloji temelli 'sınırsız özgürlük' yaklaşımını eleştirerek, bunun aslında çocuğa hizmet etmediğini savunuyor. Sağlıklı sınırlar ve iç ses oluşturmanın anne-baba sorumluluğu olduğuna inanıyor. Ancak yazarın kendi deneyimine dayalı bu önerisi, sosyal ve ekonomik koşullar arasında gerçekten her ailede uygulanabilir midir?
Çocuğumuza "hayır" kelimesini kullanmayalım. Onu utandırmayalım. Normal olan yoktur; normal inşa edilmiş bir kavramdır. Çocuğun ne kadar farklıysa o kadar kendine özgüdür. Çocuğun otonomisine saygı duy, özgüvenini aman zedeleme.
Bu gibi komutların günümüz ebeveynlik anlatısında baskın duruma geçtiği aşikâr. Bir nesil, çocuğuna "hayır" demeden büyüttü çocuklarını. Peki bu anlatı kaymasının sebebi neydi Hep "modern psikoloji" diye lafa girerler ama yanlış; hatta "postmodern psikoloji" bile değil. Bu yaklaşım "post-yapısalcı psikoloji"dir.
Post-yapısalcı psikoloji, insan doğasının sabit ve evrensel olduğu fikrini reddeder. Her şey dil, kültür ve iktidar ilişkileri aracılığıyla inşa edilmiştir. Yani birey "öz" bir benliğe sahip değildir. Fıtrat yoktur. Bilakis toplumsal söylemlerle sürekli şekillenen akışkan bir özne vardır. Bilginin tarafsız olmadığını vurgular. Buna göre "normal" ve "anormal" toplumsal güç dengeleri tarafından üretilmiştir.
Klinik uygulamada bu yaklaşım, özellikle anlatısal (narrative) terapide hayat bulur. Terapist, uzman rolünden sıyrılarak danışanın hayatındaki baskın ve kısıtlayıcı hikâyeleri deşifre etmesine yardımcı olur. Sorunlar kişiselleştirilmek yerine dışsallaştırılır; yani problem kişinin kendisi değil, toplumsal söylemlerin bir ürünü olarak görülür.
Bu süreçte danışan, kendi yaşam öyküsünü alternatif biçimde yeniden yazarak toplumsal normların dayattığı kısıtlamalardan özgürleşmeyi hedefler. "Annen eleştireldi, baban baskıcıydı. Sen de o yüzden böylesin. Kim olursan ol, kendinle barış, aslansın kaplansın" yaklaşımının özü burada yatar.
Günümüzde çocuğunu böyle yetiştiren ebeveynler gittikçe çoğalıyor. Onlara göre çocuk hiç ayıplanmamalı, kendi doğrusunu ve sınırlarını kendisi inşa etmeli, normlar onu endoktrine etmemeli. Dümdüz söyleyeceğim; bunun adı ebeveynlik falan değil, çocuğuna kul köle olmaktır.
Ebeveynin birinci vazifesi çocuğunu yedirip içirmek kadar çocuğunu topluma kazandırmak ve ona kendi ayakları üzerinde durmayı öğretmektir.

6