Ankara, jeopolitik eşiği aştı

NATO Zirvesi hakkında şöyle yazmıştık: "Eğer Ankara bu süreci doğru yönetebilirse, zirve Türkiye için yeni jeopolitik dönemin en önemli eşiklerinden biri olarak tarihe geçebilir." Şimdi asıl soru şu: Bu kazanımlar ne anlama geliyor
CAATSA yaptırımları, Türkiye'nin Rus yapımı S-400'ü satın almasının ardından ABD'nin uyguladığı cezaydı. Ama bu teknik bir anlaşmazlıktan çok, ittifak içi hiyerarşinin dışavurumuydu.
Washington şunu diyordu: "Senin bağımsız karar alma hakkın benim onayıma tabidir." Trump'ın Ankara'da bu yaptırımları kaldıracağını açıklaması, o hiyerarşik ilişkinin sonlandığının ilanıdır. Türkiye, tercihlerini Batı'nın rızasına tabi kılmadan sürdürebileceğini fiilen tescil ettirdi.
F-35 meselesine de bu gözle bakmak gerekir. Programdan çıkarılmak bir teknik kayıptan öte, "Siz bizden değilsiniz" mesajıydı. Şimdi kapı aralanıyorsa, bu yeniden kabuldür; hem teknolojik hem sembolik anlamı ağır olan ve NATO'nun mecbur kaldığı bir geri adımdır.
Suriye cephesinde ise zirvenin en sessiz ama en derin kazanımı yaşandı. Ahmed eş-Şara'nın Ankara'daki temaslar çerçevesinde sahne alması ve Trump'ın onu "Suriye'yi birleştiren lider" diye tanımlaması, Türkiye'nin Suriye politikasının uluslararası bir meşruiyet zeminine kavuşması anlamına geliyor.
On yılı aşkın bir süre boyunca hem Batı'nın kuşkusunu hem de bölgesel rekabetin ağırlığını sırtlayarak Suriye'de varlık sürdüren Türkiye, artık sorunun parçası değil çözümün mimarı olarak anılıyor.
İsrail'in tablosuna bakmak da gerekiyor. Times of Israel'in başlığı durumu özetliyordu: "Türkiye yükselirken İsrail geriliyor." Gazze'nin yarattığı meşruiyet kriziyle Batı ittifakı içindeki "özel ortak" statüsünü yitiren İsrail'in bıraktığı boşluğa, hem ittifak üyeliğini koruyan hem de Müslüman dünyayla bağını geliştiren Türkiye yerleşiyor.