Peygamberimiz (s.a.), "Ramazan orucundan sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı olan Muharrem'de tutulan oruçtur." buyurmuştur.
Muharremin onuncu günü oruç tutmuş, Yahudilere benzememek için ya bir gün önce veya bir gün sonra bir oruç daha tutulmasını tavsiye etmiştir.
Bu ayda, bu sünneti ihya etmeyi unutmayalım.
Bir şeyi daha unutmayalım, ama tefrika çıkarmak, ümmeti bölmeye vesile kılmak için değil, ibret almak, bir akrep deliğine iki kere parmağımızı sokmamak için:
Elîm, fecî, acılarla dolu, mümin ciğerleri yakan, ehl-i beyt aşıklarını ağlatan Kerbelâ Vak'ası'nı unutmayalım.
Muaviye'nin vefatı üzerine yerine oğlu Yezid'in geçmesi, hilafetin saltanata dönüşmesine ve Müslümanlar arasında biat tartışmalarına yol açtı. Hz. Hüseyin, Ehlibeyt'in hilafet hakkını savunarak bu duruma karşı çıktı, beraberindeki yaklaşık 70 kişilik aile ve taraftar grubu, Kufe Valisi Ubeydullah bin Ziyad tarafından görevlendirilen Ömer bin Sa'd komutasındaki yaklaşık 4500 kişilik Emevi ordusu tarafından kuşatıldı. Grup Fırat Nehri'nden uzaklaştırılarak günlerce susuz bırakıldı. Hicri takvime göre Aşure Günü'nde (10 Muharrem) Hz. Hüseyin ve yanındaki erkeklerin tamamı kılıç ve ok darbeleriyle hunharca şehit edildi. Hz. Hüseyin'in başı kesilerek Şam'a, Yezid'e gönderildi. Sağ kalan kadınlar ve çocuklar (başta Zeynelâbidîn) esir alındı...
Peki kimdi bu Hüseyin, kimdi bu ehl-i beyt, Peygamberimiz (s.a.) onlar hakkında neler demişti:
Efendimiz, Ehl-i Beyt'ini Allah sevgisine bağlayarak "Allah'ı, sizi nimetleriyle rızıklandırdığı için sevin. Beni, Allah'ı sevdiğiniz için sevin. Ehl-i Beyt'imi de beni sevdiğiniz için sevin" (Tirmizî, Menâkıb) buyurmuştur. [1, 2]
Ahzâb Suresi 33. ayeti indiğinde, Efendimiz kızı Hz. Fatıma, damadı Hz. Ali ve torunları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin'i abasının altına alarak "Allah'ım, benim Ehl-i Beytim bunlardır. Bunların kusurlarını gider ve kendilerini tertemiz yap" diyerek dua etmişti.
Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in üzerine titreyen Peygamberimiz, onları sık sık sırtına bindirip gezdirmiş, kucağında sevip öpmüş ve "Allah'ım, ben bunları seviyorum; sen de sev" diyerek onlara olan gönül bağını göstermişti.
Veda Hutbesi'nde ve hayatının son dönemlerinde Müslümanlara Ehl-i Beyt'i hatırlatmış, onların haklarına riayet edilmesini ve kendisinin emanetleri olduklarını bildirerek onlara iyi davranılmasını istemişti.
Peygamberimiz (s.a.) ümmete, doğru yoldan sapmamaları için iki kılavuz göstermiştir: Allah'ın kitabı (Kur'an) ve ehl-i beyt (Itretî), "sünnetî" şeklinde de rivayet vardır.
Sebep ne olursa olsun böyle bir Ehl-i beyt'e bu kıyım, bu zulüm yapılabilir miydi, daha doğrusu müslümanım diyen bunu yapabilir miydi!
Dünyada her şey fânî, saltanat da gitti, sultanlar da gitti, geriye ibretlik hihayeleri kaldı; ibret alınıyor mu acaba!
İbret alınsa fânî servet, şehvet, saltanat, iktidar, haksız menfaat... için ümmet böyle parçalanır, düşmandan ziyade birbirini kırar, zayıf düşerek düşmana yem olur muydu!
Kerbelâ fâciası üzerine pek çok mersiye yazılmıştır, bunlardan biri ve meşhuru Kâzım Paşa'nın (1821-1890) aşağıya bir kıt'asını aldığım mersiyesidir:
Zâlimler el urup hep şemşîr-i can-rübâya
Kasd etdiler serâpâ "Evlâd-ı Mustafâ"ya
Devrân olup müsâid ol kavm-i bî-hayâya
Îsâl olundu bîdâd serhadd-i intihâya
Kimler eder tehammül yâ Rab bu ibtilâya
Âmâc edüb vücûdun bin nâvek-i kazâya
Düşdü Hüseyn atından sahrâ-yı Kerbelâ'ya
Cibrîl var haber ver "Sultân-ı Enbiyâ"ya...

10