Merhum şehid Muhammed Âtıf efendi hakkında yazdığım bu son (dördüncü) yazıya, Sayın Dr. Mehmet Sılay'dan aldığım şu pasaj ile başlıyorum:
"Zihin arkasını okumaya kalkan Ka…'na, kendilerinin yakından tanıdığı merhum Nureddin Topçu'nun, 'İstiklal Mahkemelerinde Hâkim yoktur, Eşkıya vardır! 27 Mayıs Darbesinde Başbakan asanlar İstiklal Mahkemesi yanında yunmuş-yıkanmıştır!' tarihi tespitlerini hatırlatırız. Bu vatandaş Niyet Okuyan, zihin arkasını okuyan fakat arşive girip mahkeme zabıtlarını okuma zahmetine katlanmayan, delile itibar etmeden vicdani kanaatleriyle salben idam kararları verip hemen infaz ederek emperyalistlere ev ödevi yapan hainlerle aynı kulvarda yürümektedir."
Ankara İstiklâl Mahkemesi üyelerinden Kılıç Ali, İstanbul'a geldiğinde Haydarpaşa'da gazetecilere şu demeçte bulunmuştur:
"Âtıf Hoca ile refîklerinin muhâkemesi bitmiş gibidir. Karâr, bir-iki güne kadar tefhim edilecektir.
2 Şubat 1926 Salı günü Savcı Necib Âli (Küçüka): "Şapka ve bu yüzden hâsıl olan hâdiselerin âmilleri olmakla maznun bulunan eşhastan... İskipli Âtıf Hoca'nın üç seneden az olmamak üzere küreğe konmasını" istemiştir.
3 Şubat 1926 Çarşamba günü, öbür sanıklar savunmalarını yaptıktan sonra, mahkeme başkanı, Muhammed Âtıf Efendi'ye kendisini savunmasını söyleyince, Muhammed Âtıf Efendi:
"Hâcet yok efendim. Müdâfaa edilmeyi mûcib bir günâhımız olmadığı esâsen tebeyyün etmiştir. Binâenaleyh, vicdanınızın vereceği hükme intizâr ediyorum" demiştir.
Aslında, Muhammed Âtıf Efendi, tutuklu arkadaşlarının, özellikle Tahirü'l-Mevlevî merhûmun, teşvîk ve ısrârı üzerine pek kısa bir savunma yazıp yakın arkadaşlarına okumuştu. Ne var ki, bunu yazdığı gece bir rü'yâ görmüş, sabahleyin kalkınca, Tahirü'l-Mevlevî'ye:
"Ben, savunmamı okumaktan ferâgat ediyorum" demiş, nedenini soran Tahirü'l-Mevlevî'ye bunu şöyle anlatmıştır:
"Bu gece rü'yâmda Fahri Kâinât Efendimizi gördüm. Bana: 'Âtıf, bize iltihâk etmek istemiyorsun da müdâfaanâme ihzarıyla mı meşgulsün' dedi. Artık bu hitab karşısında müdâfaanâme okumanın lüzumu kalmamıştır; yazdığım kâğıdı da yırttım, attım. Mukadderâta boyun eğmekten başka yapacak bir şey yok. Mahkeme, ma'sûm olduğumu bile bile beni mutlaka imhâya karar vermişse, esâsen müdâfaanâme okumak da beyhûdedir. Her şeyden evvel ise, Fahri Kâinât Efendimizin bu iltifât-ı seniyyesine karşı müdâfaa yapmak, küstahlık yapmak olur ki, benim harcım değildir."

5