Kurstayım. Sabahın erken vakitlerinden itibaren gelen hanımlar, mırıl mırıl Kur'ân sayfalarını okuyorlar.
Yan tarafımızda akan derenin küçük bir şelale oluşturan bendi, gürül gürül akan bir nehir sesi getiriyor kulaklarıma. Camdan bakarken kurs binasının hemen arkasından başlayan dağların azametiyle derenin sesi, okunan Kur'ân-ı Kerîm sesleriyle bütünleşiyor, anlamını buluyor gibi.. Sanki Kur'ân kâinatı okuyor, kâinat da sesiyle, soluğuyla, azamet ve büyüklüğüyle bunu temâşamıza arzediyor gibi..
Ve an an kulağıma dolan bu muhteşem musiki...
Hanımlar sayfalarını bitirip sessizleştiler. Burada olmak, onlarla birlikte Kur'ân'ın telaffuzu, mahreci ve tecvidi üzerinde durmak, Kur'ân deryasından yudum yudum içmek, nefes nefes soluklanmak onlara da bana da çok iyi geliyor.
Şifayâb ve iyileştiren nefesleri içimize işliyor, bizi bizden alıyor sanki. Yaşları ayrı, başları ayrı, işleri güçleri, halleri vasıfları ayrı bunca annenin, vaktini ayırıp buraya gelmesi hakikaten takdire şayan. Pek çok tevafuk da bize eşlik edince, mütebessim yüzlerini her an benimle hissediyorum.
Sayfamızı okumaya başlıyoruz. Önce ben okuyorum, sonra onlara okutuyorum. Yanlışlarını söylüyorum, düzeltiyorlar. Hatta daha ben birşey demeden kendi yanlışlarını kendileri buluyor, tatlı tatlı da kendilerine kızıyorlar, bu yanlışı ben nasıl yaparım diye. Tebessüm ediyorum hâllerine.
Sobanın çıtır çıtır sesi, hem içimizi, hem çayımızı ısıtıyor. Biraz sonra çayımızı içeceğiz.
Sohbetler edecek, sorularımızı cevaplayacağız. Yaşlıların hayat izlerinin yansıması gibi gelen parmaklarıyla, Kur'ân sayfaları üzerinde işaretleyerek okumaya çalışmaları, öyle nazenin hisler yaşatıyor ki bana. Sanki dünyasını almış getirmiş, ellerine parmaklarına koymuş, dünyadaki bütün yaşanmışlığını parmaklarında toplayarak Kur'ân'ın önüne diz çökmüş gibi durmaları.. Öğrenmek için hevesleri, heyecanları...

17