Israr etmek

Bazı şeyler meşru gibi görülse de, aslında insan iradesine saygısızlık gibi geliyor bana. Bunlardan biri de ısrar etmek... Şimdi ne alaka diyeceksiniz. Anlatayım.

Tanıdık eş dost yemeğe çağırır. Gayet güzel hoş sohbet başlarsın. Yemeğin sonuna doğru "doydum" dersin "biraz daha al" der. "Bir kepçe yeter fazla koymayın" dersin iki kepçe koyar. Bir yönden bakınca ev sahibi cömertliğini gösteriyor, misafirperverliğini sunuyor, sizi ne kadar sevdiğini göstermeye çalışıyor gibi düşünüyoruz. Ama öbür yandan doyduktan sonra yediğimiz o fazladan besinler bizi rahatsız ediyor, tadımızı kaçırıyor.

Kültürel olarak böyle bir yatkınlığımız da var maalesef. Bir yere gideceksiniz diyelim. Anneniz hemen uyarır. Aman çok ısrar etmezse kalma diye. Israr ediyorsa seni çok seviyordur, kalmanı istiyordur. Israr etmiyorsa öylesine söylemiştir, gerçekten istemiyordur düşüncesi var alt yapısında. Peki ben, insanı sevmenin göstergesi olarak onun iradesine ve kararına saygı göstermek olduğuna inananlardansam Birinin bana herhangi bir şey için ısrar etmesini de bana saygısızlık yapıyor, kararıma saygı duymuyor diye yorumluyorsam O zaman ne olacak

Israr etmek, karşı tarafın inadına kendi fikrini, hissini, dileğini, arzusunu yürütmeye devam etmek gibi... Hele karşı tarafın yaşı küçükse... Hele uslu ve efendi olarak yetiştirildiyse... Hayır diyemeyenlerdense... Daha bir ısrar ediyor, daha bir dayatıyoruz sanki kendi dediklerimizi.

Oğuz Atay, Tutunamayanlar'da öyle der: "En kötüsü, hayır demeyi öğrenemedim. Yemeğe kal, dediler, kaldım. Oysa, kalınmaz. Onlar biraz ısrar ederler; sen biraz nazlanırsın. Sonunda kalkıp gidilir. Her söylenileni ciddiye almak yok mu, şu sözünün eri olmak yok mu; bitirdi, yıktı beni."