Dünya da değişti...
Geçen yüzyılın parıltılı temaları ve pazarlama taktiklerini kimse yemiyor artık...
"Yeni"ye aldanma çağı geçti...
Ergenlere bakın, anlayın!
İçinde inovasyon (işlevsel bir fayda veya değer) var mı, vizyon var mı, statükoyla gerçekten çatışıyor mu, yoksa reklam cilası mı, ona bakıyorlar ve çok da haklılar...
***
Teknolojik yenilikler diyoruz ya...Elbette bunlara itiraz etmek imkânsız.
Lakin dikkatle bakın...
Göreceksiniz ki...
Hepsi ya icat ya inovasyon ya da ciddi bir "geliştirme"den geçmiş ürünler...
Anlayacağınız içi boş yenilikler kimseyi etkilemiyor.
Hele politikadaki "yenilik" etiketleri, hiç kandırmıyor.
***
Şimdi bırakalım dünyayı...Kendimize bakalım...
En derin dayanak noktalarımızdan "yeniyle aldatma" meselesine yaklaşalım...
Atasözlerimiz, deyimlerimiz ortada...
Dostun bile yenisinden kuşkulanırız biz; "Yeni dosttan vefa gelmez" demişiz ki, aslında dostun eskisi dosttur demenin başka bir ifadesi...
"Eski köye yeni âdet getirme!" demişiz, yeniliklerin çoğu kez gereksiz ve yadırgatıcı olduğunu anlatmak istemişiz.
En fenası fakat çarpıcısı da şudur: "Gelen gideni aratır."
***
Eh, bu durumda bizim siyaset tarihimizde "sözde yeni" partilerin halkta hiç karşılık bulamayışına şaşırmanın ne âlemi varTa Ekrem Alican'ın "Yeni Türkiye Partisi"nden beri böyledir bu...
Cem Boyner'in "Yeni Demokrasi Hareketi", Hasan Celal Güzel'in "Yeniden Doğuş Partisi" ve diğerlerini hatırlayın...

13