Yemiyoruz, yediriyorlar...

Nane, kekik, adaçayı, köri otu, roka, dereotu...
Sabahın erken vakti...
Baktım, arkadaşım bahçesinden fotoğraflar göndermiş.
Nasıl güzeller...
Yerimden kalktım, balkona çıktım, kendi saksılarıma baktım...
Maydanozlar basbayağı coşmuş...
Kekik de öyle...
Ama son yıllarda en çok şu yabani semizotlarına hastayım; mutfağa gidip bir tabağa koymayı ve limonlamayı falan bekleyemiyorum; hemen kopartıp atıştırıyorum.
Ah, bu arada incecik bir demet semizotunun fiyatının marketlerde 49 lira ile 110 lira arasında olmasına ne diyorsunuz
Neyse bugünlük unutalım soruyu...

***

Ne ilginç değil mi
Geçen gün saksıda, evde, bahçede baharatlık ot yetiştirmekle ilgili videolara bakıyordum.
Çoğunu beş, altı yüz kişi, taş çatlasa 2 bin küsur kişi izlemiş.
Balkonlar, bahçeler depoya dönmüş zaten, ne bekliyorum ki!..
Sonra şehrin en iyi lahmacuncuları videoları düştü önüme...
Vedat Milor'un adını geçirerek bir lahmacuncudan bahsettiğinizde, bir buçuk milyon izlenmek ve birden fenomen olmak işten bile değil...
"Milor'un 'İstanbul'da yediğim en iyi lahmacun' dediği yerdeyiz" videosunun şimdiden 3 milyon izleyicisi var.

***

"Artık performans toplumundayız, sürekli üretmeye, başkalarına ve kendimize bir şeyler yapabildiğimizi göstermeye çalışıyoruz ve yorgun düşüyoruz" diyor ya Byung-Chul Han...
"Özgür olduğunu sanan yorgun köleler" diyor hani...
Hâlimiz gerçekten bu...

***

Performansın da kolayını bulduk...
Mesela lahmacunda çok sofistike yemeklerin özelliklerinin bulunduğunu vehmediyoruz...
Ve başlıyoruz oradan oraya koşturup