Gün ağarırken uzun yolda olmayı seviyorum...
Bir de ikindilerde...
Ben direksiyondayım, zehir gibi uyanığım...
Lakin dünya hâlâ uyuyor gibi...
Ayçiçeği tarlaları, zeytinlikler gözlerini açmamışlar...
***
Uyuyanları seviyorum...Hele çocukları...
Aynı yatakta birbirlerinin ayak ucunda ve kimbilir kaçıncı rüyalarını gören ballarımı izlemeyi mesela...
Bir de kadınların uyuma hâlleri var...
Biliyorum, pek sevmez kadınlar uyurken izlenmeyi ama benim onlara olan sevgim artar uyurken görünce...
***
Bir uykusuzun uzaktan uykuyu sevmesi böyle bir şey işte!Gerçi şimdi herkes uykusuz...
Çok zor dalıyoruz.
Uyusak bile her an uyanmaya teşneyiz.
Günümüz insanının büyük dertlerinden biri bu...
Çünkü hep tetikteyiz.
Gevşeyebilmek gerekiyor ve modern insan bunu asla beceremiyor.
***
Geçen gün bir uzman(!) TV'de, "Uyuyabilmek için ışığı ve sesi kesin, yatak odanız tamamen karanlık olsun, bunun tartışılacak yanı yok" dedi...Cebin ışığı ne olacak
Onun ışığını kesmeye gönül razı gelmiyor ki...
Bir de yeni çıkan şarkılara bakıp dinlemek var.
Her gece yatağa yattıktan sonra akla geliyor...
Biz uykusuzların hâli sadece bir "hastalık" gibi anlaşılmamalı...
Geceyi seviyoruz biz.
Zamanla uykusuzluğu da sever oluyoruz.
***
Şunu da unutmayalım...Zaman geçiyor ve akşam çökerken, hele gece vakti bu gerçekle tekrar tekrar hesaplaşıyoruz...
Felsefeci Helene L'Heulliet buna, "Nostaljinin dik âlâsı ve en acısı" diyor.
Öyle gerçekten...
Ve bu yüzden uyuyamayan kişi "gece"den (yani zamandan ) çalar...
Sonrası

14