Tolstoy öldü mü öldürüldü mü

"Yeryüzünde acı çeken milyonlarca insan var. Ne diye hepiniz sadece Lev Tolstoy'la ilgileniyorsunuz"
4 Kasım 1910 gecesinde, Astapovo istasyon şefinin evinde ona ayrılan odada kızı Saşa'ya böyle yakınmıştı koca ihtiyar.
Kont Tolstoy'un bu sözlerin içinde saklanan büyük hasreti gözden kaçmasın!
Ününden, soyluluğundan, parasından kaçmak istedi...
Köşesine çekilip tefekkür içinde yaşamak hayaliyle yandı hep...

28 Ekim'de Yasnaya Poliana'daki çiftlik evinden gizlice çıkmıştı Tolstoy.
Kaçmıştı demeli belki de...
Gerçi yanında doktoru Makovitski de vardı.
Bir manastırda kalan kız kardeşini ziyaret etti.
Kızı Saşa onu buldu ve gazeteciler dâhil herkesin onu aradığını söyledi...
Trenle atladılar...
Ama ciğerlerini üşütmüştü.
Astapovo istasyonunda hastalandı, yatmak zorunda kaldı.

Şimdi şu nokta önemli: Tolstoy ailesinin miras kavgası bitmek tükenmek bilmemiştir.
En sonuncusuna gelirsek, bir tür delilikti.
Karısı Sonya, dev yazarın (bir ağaç kovuğunun içine saklanarak) gizli bir vasiyet kaleme aldığına ve bütün telif haklarını kızı Saşa ile Tolstoy Vakfı'nın yöneticisi Çertkov'a bıraktığına inanıyordu.
Tolstoy, günlüğüne Sonya için "Artık beni öldürmek istediği apaçık belli oluyor" diye yazmıştı.
Stanfordlu edebiyat araştırmacısı ve harika bir deneme yazarı olan Elif Batuman şöyle soruyor: "Gerçek niye bu olmasın"
Ama adam 82 yaşında zaten, diyeceksiniz.
"İyi de" diyor Batuman, "kusursuz bir cinayet için çok uygun bir neden değil mi"
Zaten Çar da Tolstoy'un yeni dininden çok rahatsız değil miydi