Tarihten bugüne doğru bakınca...

Sanki her şey dün başlamış gibi düşünüp tartışıyor ve olup bitene şaşırıyoruz...
Oysa 16. yüzyıldan beri Basra Körfezi ve civarında aynı şeyler oluyor...
Hürmüz Boğazı hep kritikti, haber ajansları ve TV kanallarının yeni keşfetmesine aldanmayın...

***

Hele ekranlarda boy gösteren kadrolu tartışmacılarımızın atıp tuttukları ayrı bir âlem...
Trump olmasa, neyi nasıl açıklayacaklar, merak ediyorum...
Trump'ın bir "politik tiyatro" aktörü olduğunu ama asla asıl belirleyici figür olamayacağını akıllarından bile geçirmiyorlar...
Nerede kaldı ki, bütün olup bitenlerin arkasındaki neo-emperyalist dinamikleri anlayıp anlatsınlar...

***

Ama itiraf edin...
Kalkıp size şunları desem, okurken sıkılmayacağınıza emin misiniz
Yahu bu bölge inci ticareti döneminde de, Doğu Hindistan Şirketi'nin her işe hâkim olduğu dönemde de, petrolün en hayati madde olduğu modern zamanlarda da emperyal hegemonya alanıydı...
Önce Portekiz sömürgeciliği, ardından da İngilizlerin eli Basra Körfezi ve civarından hiç uzaklaşmadı.
20. yüzyılın ikinci yarısında ise bölgedeki müttefiklerine dayanarak ABD kontrolü eline aldı.
Sonra bu yüzyıl başında işler karıştı...
Hele petrolün kaderi ciddi biçimde masaya yatırılmıştı ki, işin şakası kalmadı!

***

Çin global ticaretin direksiyonunu bütünüyle eline almadan ABD duruma bir çekidüzen vermek istiyor.
İran'ın düşmanlaştırılması hep hazırda tutulan bir bahanedir...
İsrail ise bu türden hamleler için hem pratik bir ileri karakol hem de ideolojik bir "anahtar takımı"