Şehir falan deyip durmayın bana! - HAŞMET BABAOĞLU

Geçen gün Fikirtepe'den geçtim...
Hep iç taraflarına girmekten kaçınıyordum ama trafik yoğunluğu, yanlış yön falan derken, oldu işte!
Sonuç: Net bunaltı, hatta basbayağı bulantı...
Gri kaygılardan bir bulut...

***

Çocukluğumun Fikirtepe'si aklıma geldi, gecekondu semtiydi.
Şimdi yerinde camekânlı ve devasa kutular var.
İkide bir hatıralara dalmak falan da anlamsız.
Çocukluğumun Kadıköy'ü deseniz, ilk bakışta her şey aynı gibi ama hızla çürüyor, muazzam bir kirlilik ve başıboşluk...
Feneryolu, Caddebostan semtleri mi
Şık fakat hızla çürüyen "yeni" apartmanlar, sahipleri birbirine kahve içmeye giderse kasaya para giren küçük kafeler...
Sonra daha yukarı semtlerde beton bloklar, araya serpiştirilmiş uyduruk parklar, dev marketler silsilesi...

***

Güzelim şehir gitti.
Büyümesi bir türlü bitmeyen bir kent geldi yerine...
Eh, elbette bunun hem ruh dünyamızda hem de sosyal hayatımızda bir bedeli olacaktı.
Şimdi çocuklarımızın içinde büyüyen kırgınlık yumakları ve öfke bunun bedeli belki...
Yetişkinlerin psikiyatr kapısında sıra olmalarında bu "kutucuk"lara sığıştırılmalarının hiç mi payı yok
Tonla para ödenen kutulara çıkmak için asansör önünde beklerken sızlanan yaşlılar...
Otoparkta azıcık çizilmiş aracı için deli danalar gibi oraya buraya koşturan takım elbiseli adamlar...

***

Lakin yıllardır yazıyorum...
Şehir (medine) ile kent arasındaki derin farkı anlamak zorundayız.
Evler ile konutlar arasındaki farkı...
Mahalleler ile yollar