Nereye koşturuyoruz

Gün batıyor, manzara nasıl güzel...
Deniz sakin...
Ara sıra hafif bir rüzgar suyu okşayıp geçiyor...
Şimdilerde ikide bir kendimize ve çevremizdekilere "manzara ne kadar güzel" diye hatırlatmazsak, bu güzelliği idrak edemiyoruz...
Kendimden biliyorum...

***

Manzaraya bakarken oturduğum yerde kıpırdanıp duruyorum.
Yeğenim fark ediyor; "dayı, sen de bizim gibi kurtlu oldun" diye takılıyor...
İşte o an sarsılıyorum!
Haklı çünkü...
Bu yaşımda hiperaktif olup çıktım ben de...
Zihnim alabildiğine yorgun ama hareketlerim saçma bir acelecilik içinde...

***

Nereye yetiştiğini bilemeyenlerin hızı bu...
Bizi arkamızdan ittiler de yuvarlanıyor gibiyiz.

***

Hayatın artık çılgınlık seviyesine varmış hızlı akışı hakkında fikir yürütenler nostaljiye kapıldıklarında hep Yahya Kemal'in şu dizesinden dem vururlar: "Aheste çek kürekleri, mehtap uyanmasın."
Ne diyeyim, geçmiş olsun!
Günümüz insanı mehtapta kürek çekmeyi katlanılmaz biçimde yavaş buluyor...
Artık kürek çekmek, Göksu deresindeki yerden kano veya kayak kiralayıp sportif biçimde Boğaz'a çıkmak anlamına geliyor.
Haliç'te bile özel kıyafetlerle kano yapılıyor, kıyıda bulunanlar da fotoğrafınızı çekip instagrama koydu mu, "görev" tamamlanmış oluyor.
Yeni ve hızlı haz bu...

***

Ben Yahya Kemal'in o şiirindeki şu vurguya bayılırım...
"Âheste çek kürekleri mehtâb uyanmasın / Bir âlem-i hayâle dalan âb uyanmasın."
Çoktan hayal alemine dalıp gitmiş suyun uyanmaması için özen gösteren müşfik bakış...
Nasıl uzak bir geçmiş!

***

Hız