Birkaç yıl önceydi...
Her sabah perdeleri açıp dışarıya bakarken "Artık kışları sevmeliyim" demeye başlamıştım...
Güneşe âşık bir adam için zordu ama benim hayatımın da kış mevsimi gelmişti zaten, alışmalıydım.
Üstelik İstanbul'un sağlam kışlara ihtiyacı vardı; yağışlar yetersizdi, fazla yağmur yağsın, kar gelsin diye dua ediyorduk...
Bu sosyal trende katıldım.
Az çok sevdim de kışı...
Aralık ve ocak aylarında zihnimi teslim alıp beni yoran yaz nostaljilerini bile bırakmıştım...
***
Derken...Şimdi "dünyanın kışı"na gelip dayandık!
Alıştığımız şiddet, sömürü, yalan ve arzu düzeni (nasıl alışmışız ki, bu başlı başına ayıp!) de bozulup baştan kurulacak gibi ama öncesi çok patırtı olacak.
Belki bu hissediş yüzündendir, üç dört gündür mevsime bozuğum, kışla aramız yeniden açılıyor.
Ama bunlardan size ne!
Pazar günü mırıldanmaları deyip geçseniz daha iyi belki...
***
Karne günü ya...Çocuklar kamera karşısına geçip poz verdiler...
Artık sadece fotoğraf kareleri yetmiyor, video çekilmeden olmuyor.
Önde kızlar var...
Cicili bicili elbiseler üzerlerinde; karne değil bayram hediyesi alacak gibiler...
Eller kalp yapıyor...
Dişler gösterilerek gülünüyor, çığlıklar atılıyor.
Arkalarındaki sırada oğlanlar var; bir ikisi fazla dışa dönük, zafer işaretleri yapıyorlar, geleceğin şiddet dünyasına hazırlık gibi...
Diğerleri içine kapalı, çok düşünceli, dudaklarındaki muzip çizgiler sıkıntılarını saklayamıyor.
En arka sıra yaşından daha büyüklere ayrılmış gibi...

2