İstanbul'u sevmek mümkün mü - HAŞMET BABAOĞLU

Kuleli'den geçiyorum...
Güzel bir yağmur yağıyor.
Kaymak Mustafa Paşa Camii'nin önüne geldiğimde aklım başıma geliyor:
Manzara ne güzeldi yahu!
Ama hepsi o kadar...
Fil Ambarları'nın orada sıkışan trafikte nerede olduğumu unutuyorum.
Önümdeki arabaların sürücüleri birbirlerine küfrediyorlar; çıkıp birbirlerine uçan tekme de atarlar mı
Pencereyi açıp "Hop beyler" diyorum;
"deli misin yahu, sakin olun!"
Tam o anda onlarca motosiklet dolduruyor çevremizi...
Çengelköy'ün daracık yolunda bir anda Yeni Delhi atmosferi...
Az önceki harika manzara, Boğaz, İstanbul falan silinip gidiyor bu arada zihnimden...

***

İstanbul dışında oturmak istiyorum...
Böylece ara ara gelip İstanbul'un tadını çıkarmak mümkün olur belki...
Ara ara bunu yapan ve pek mutlu olan taşralı dostlarıma özeniyorum...

***

2001 yılında Sabah'ın ikinci sayfasında çıkan bir yazımı hatırlıyorum.
Şöyle diyordum orada:
"Ne zaman İstanbul'un bütününe bakmaya kalkışsam, gözlerimi kaçırma isteğine kapılıyorum.
İnsan, İstanbul'u artık ancak bir fetişist gibi parça parça sevebilir; sadece belli parçalarını hatta... Fatih, Kuzguncuk, Beyoğlu, Eminönü, vd." Sabah sabah çekmeceleri karıştırdım, yazının bulunduğu kupürü kesmiş saklamışım, buldum.
Üzüldüm okuyunca...
Çünkü artık Beyoğlu'nun, orada yazdığım Beyoğlu'yla ilgisi yok.
Fatih'e uzun zamandır gitmiyorum, son gidişim hayal kırıklığıydı.

***

Aradan geçen yirmi küsur yılda