Haftanın notları: Ne çok nefret!

"Bırakın şık laciler, takım elbiseler falan bankacılara, borsacılara, parayla top gibi oynayanlara kalsın" dediler, on yıl kadar önce...
"Herkes spor giyinsin, artık basit ve gösterişsiz giyinme devri" dediler...
Tuttu bu akım...
Neymiş
Spor giyim "hafif"miş ve ter tutmazmış, rahatmış...
Doğru!
Ama birden öğrendik ki...
Hafif ve spor giyim ancak çok fazla miktarda polyester, naylon, elastan kullanmakla mümkünmüş...
Ter tutmayan tişörtler meğerse çok terletiyormuş!
Şaka gibi...
Ayıkla şimdi pirincin taşını!

***

Gençlerle konuşuyorum ve her seferinde aynı şey dikkatimi çekiyor...
Ne çok nefret ediyorlar (aslında arkadaşları olabilecek insanlardan, o yiyecekten, şu içecekten, o semtten, bu sokaktan, bir sürü şeyden) ve ne az seviyorlar...
Sakın yanılgıya düşmeyin; nefret ciddi bir "yakınlık" biçimidir.
Hatta sevmek isteyip engellenmek, hayal kırıklığına uğramak, arzusu hilafına dışarıda tutulmak ve güçlü biçimde korkmaktır nefret...

***

Psikanaliz haklıdır: Birçok nefret biçimi karşılık görmemiş sevgi talebidir.

***

Sevmeye kalktığında hayal kırıklığına uğradığın ve can yakan bir dünyada nefret ederek ayakta kalacağını sanırsın...
Nefret dünyayla bağlantını sürdürmenin en yoğun ama berbat yoludur.

***

Toplumu, aileyi, akrabaları, çocukları; hepsini baştan ele almak zorundayız...
Anadolu ailesi, geleneksel ahlak falan sözleriyle geçiştiremeyeceğimiz kadar büyük bir sorun haline doğru ilerliyor günümüz ailesi...
Sevgisiz ve şiddet dolu bir ortama aile denir mi
Dünkü yazımdan sonra gelen mailler, mesajlar iç acıtıyor...