Haftanın Notları: Gözler açık kalsın!

En güzel ama yüreğe derinden dokunan bayram görüntüleri Gazze'den geldi...
Onca perişanlık içinde bayramlıklarını giymiş koşuşturan bebelere baktım, toz toprak içinde coşkuyla dabke (direnişin sembolü haline gelen bir tür halay ) oynayan gençlere baktım...
Bu halk yenilmez, dedim...
Ve bunu içimden geçirdiğim bayram gününün gecesinde İsrail ateşkesten bu yana en ağır saldırısını gerçekleştirdi...

***

Umut güzel şey...
Ama bazen "uykuya" yatırıyor bilincimizi...
Oysa şimdi gözlerimizi açma zamanı...

***

Tatsızdı...
Otur bir kahve içelim dedim...
Kahveyi yudumlarken açıldı...
"Ne ara bu kadar berbat oldunuz anlamıyorum, diyemedim. İçiniz dışınız hasetle dolmuş, diyemedim.
Hayatınız rekabet, gösteriş olmuş, çok sıkıcısınız, diyemedim...
Konuştuğunuz konuların neresi bayramlık, kimseye bir muhabbet beslemiyor musunuz yahu, diyemedim...
Kırıcı olmak istemedim....
Çaylar içildi...
Börekler yendi...
Tatlılar geldiğinde kalkıp kendimi güç bela dışarı attım.
Eh, tabii ki tatsızım..."

***

Tebdili mekânda ferahlık vardır, denir.
Doğrudur...
Ama artık şunu da sorsak...
Oradan oraya koşuşturmuyor muyuz
"Ancak sürekli yer değiştirirsek mutlu oluruz" modası bizi diken üstünde tutup yormuyor mu
Arada tek bir koltuğun azıcık yerinden oynatılmasına bile bozulan kedilerimize de kulak vermeliyiz. Onlar da bir hakikate parmak basıyorlar...

***

"Samimiyet" sanılan bir tür ölçüsüzlük var malum, pek övülüyor...
Yıllar önce bu halimize "ruhsal fortçuluk" demiştim.
Neden