Neredeyse her sonbahar köşemde, not defterlerimde, bilgisayarımın notlar bölümünde aynı soruyu farklı biçimde sormuşum...
Yaşayıp gidiyoruz ama bu gerçekten "bizim" hayatımız mı
Bize verilen hayat neden ve nasıl "bizim" hayatımız olmaktan çıkıyor Neden sürüklenip gidiyoruz Neden inandığımız gibi yaşamakta zorlanıyoruz
Şimdi şunu da yazayım: Keşke bu türden soruları sonbahar duygusuyla değil de, ilkbaharda (hayatımızın baharında ) sorsak...
Belki işler değişir...
***
Modern ahmaklıkların bir çeşidi de ölüme öcü muamelesi yapmak...Hayatı doyasıya yaşayıp sevmek için ölümü "korkunç bir yabancı" gibi tanımlamak...
Sonuç
Endişeyle, korkuyla kavrulan tedirgin ruhlar...
Ölümün her canlı için mukadder olduğunu görmezden gelen, hele hele ondan korkup aklından savuşturmaya çalışan bir kültür, hayatla nasıl barışabilir
Palavra!
***
Bitmek bilmeyen bir tatmin arayışına mutluluk demeye başladık...Yani...
Böyle giderse asla mutlu olamayacağız.
***
Bir "görüntü" olarak hayat!Artık olan biten bu...
Bu kadar!
Değerli dostum Bülent Korman Oksijen'deki yazısında şöyle diyor: "Sosyal medya yalnızca başkalarının hayatlarına bakmayı öğretmiyor. Kendi hayatımızın nasıl bir 'görüntü' olması gerektiğini de öğretiyor."
Yüzde yüz doğru...
İyi hissetmiyoruz artık...
Ama "iyi hissettiğimizi" gösteriyoruz.
Sonrası
Gerçek mi bu
Bu sefer de "ne olacak, gerekirse kötü hissettiğimizi gösteririz" diyorlar...
Onun da reytingi var.
Görüntüler, gösteriler...

5