Geçmiş pek geçmiyor, ona göre yaşayın! - HAŞMET BABAOĞLU

Korkarım ki...
Son yirmi yılda, modaya uyup "anı yaşamak" diye diye geçmişimizi de, geleceğimizi de heba ettik...
Doğru düzgün hatırladığımız ne var
Fotoğrafını çekmesek unutacağımıza çoktan kanaat getirdiğimiz anlar gerçekten bir "geçmiş"e dönüşebilir mi

***

Anı yaşaya yaşaya (neyse o artık!) anılarla oyalanmanın, ara ara durup anılarımıza saygı duruşunda bulunmanın güzelliğini unuttuk sanki, değil mi
Geçmiş hep çarçabuk unutulması gereken ama beceremediğimiz bir zaman dilimine dönüşüyor, yalan mı
Ama diyeceksiniz ki, zaten güzel anı mı var
O hâlde bundan sonrasını bari bunu bilerek yaşayın!

***

Ya geleceğe ne oldu
Hep hesap kitap...
Ve ruhumuzu teslim alan bulanık korkular, bitmeyen endişeler...
Bu mu yani
Böyle mi olmalıydı
"Gelecek zaman"ın her an burada olduğunu, eylemlerimizin içinde yer aldığını, "şimdi"nin muhteşemliğinin "vur patlasın çal oynasın" havasında değil, geçmişi ve geleceği içermesinde olduğunu ya unuttuk ya da hiç anlamadık...

***

Bir de düşünün...
Ya hipertimezi hastası olsaydık...
Hafızamız bize hep "anı yaşatıyor" olsaydı; başımıza gelenleri unutamasaydık, "an" dediğimiz şey hiç geçip gitmeden bugünde kalakalsaydı...
Ne feci bir şey oldurdu, değil mi
Neyse ki bu hastalığa düçar olanların sayısı pek az...
Bütün dünyada sayıları 50 veya 60'ı geçmez, diyorlar.
Hipertimezinin ilginç yanı ne peki Anlar birbirlerine bağlanıyor, hepsi geçmiş oluyor ama bugün, burada hep canlı gibiler...