Kendimize karşı şahsi vazifelerimiz vardır...

Allahü teâlâ, Tahrîm sûresinin altıncı âyet-i kerîmesinde meâlen buyurdu ki: "Kendinizi ve evlerinizde ve emirlerinizde olanları ateşten koruyunuz!"

Müslümanın kendine karşı birinci vazîfesi, nefsine, şeytana uymayıp ve kötü arkadaşlara, azgın, âsi kimselere, anarşistlere aldanmayıp, kanuna karşı suçlu olmaktan, Allahü teâlâya karşı da günah işlemekten sakınmaktır.

Allahü teâlâ, Tahrîm sûresinin altıncı âyet-i kerîmesinde meâlen buyurdu ki:

(Kendinizi ve evlerinizde ve emirlerinizde olanları ateşten koruyunuz!)

Eğer çocuklarımıza İslamiyet öğretilmez ve ibadetlere alıştırılmaz ise, bedbaht olurlar. Yapacakları her fenalığın günahı, ana, baba ve hocalarına da verilir.

Bir kimsenin, kendisini ve evlâdını Cehennem ateşinden koruması, dünya ateşinden korumasından daha mühimdir. Cehennem ateşinden korumak da, îmânı ve farzları ve haramları öğretmekle ve ibadete alıştırmakla ve dinsiz, ahlâksız arkadaşlardan korumakla olur. Bütün fenalıkların başı, fena arkadaştır. Evlat, büyük nimettir. Nimetin kıymeti bilinmezse, elden gider. Bunun için 'pedagogie' yani çocuk terbiyesi, İslam dininde çok kıymetli bir ilimdir...

Her Müslüman, kendini iyi yetiştirmeli, sıhhatli, edepli, iyi huylu olmalı, ölünceye kadar ibadetlerini aksatmadan yapmalı, ilim ve güzel ahlâk sahibi olmalı, helâl lokma kazanmak için çok çalışmalıdır.

Allahü teâlâ İslâm dînini, her memlekette, her yeniliği ve buluşu karşılayacak şekilde kurmuştur. İslâm dîni, yalnız sosyal hayatta değil, ibadetlerde bile tolerans, müsâmaha göstermiş, insanlara serbestlik vermiş, başka şartlar ve zaruretler karşısında, ictihâd hakkı tanımıştır...

Hazret-i Ömer ve Emevîler zamanında ve koca Osmanlı imparatorluğunda, kıtalara yayılan çeşitli milletler toplulukları, bu ilâhî hükümlerle idare edilerek, başarıları, şânları, târihlere ün salmıştır. Gelecek zamanlarda, büyük, küçük her millet de, İslâmiyetin bildirdiği, değişmez olan güzel ahlâka sarılacağı, bunları uygulayacağı kadar, rahata, huzura, saâdete kavuşacaktır.