Hz. Musa'nın (as) Cenab-ı Hak'tan dilemesiyle Harun aleyhisselâm, kendisine yardımcı olarak görevlendirilmişti.
Hz. Harun (as) konuşması düzgün ve hitabeti güçlü bir peygamberdi. Hz. Musa (as) bir müddet kavminden uzaklaştığında Hz. Harun'u (as) kavminin başında onları kontrol etmek üzere görevlendirmişti. ünkü İsrailoğulları inançları konusunda çok fazla değişken ve tutarsız işler yapabilmekteydiler.
Yine öyle olmuş Hz. Musa'nın kendilerinden bir süre ayrılmalarını fırsat bilerek altından yaptıkları buzağıya tapmaya başlamış- lardı. Hz. Harun'un uyarılarını kesinlikle dinlememişler ve hatta onu öldürmek istemişlerdi. Hz. Musa kavmine tekrar döndüğünde A'râf Suresi 150. Ayet-i Kerimesinde ifade edilen hadise yaşandı. "Musa, kavmine kızgın ve üzgün olarak döndüğünde, 'Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz' dedi. (Öfkesinden) levhaları attı ve kardeşinin saçından ve sakalından tuttu, onu kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi) 'Ey anam oğlu' dedi, 'Kavim beni güçsüz buldu. Az kalsın beni öldürüyorlardı. Sen de bana böyle davranarak düşmanları sevindirme. Beni o zalimler topluluğu ile bir tutma.'"
Hz. Harun'un bu izahından sonra Hz. Musa A'râf Suresi 151. ayet-i kerimede yer alan duayı yaptı. "(Musa), 'Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla. Bizi kendi rahmetine sok. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin' dedi."
Hz. Harun'un izahatı, Hz. Musa'nın her ne kadar ilk başta sert davransa da bu izahatı kabulü ve beraberce Allah'a (cc) iltica edip af dilemeleri ne güzel bir kardeşlik vaziyetidir. İşte, Hz. Musa ile kardeşi Hz. Harun arasında yaşanan bu hadise –o gözle bakmak, fark etmek şartıyla- Risale-i Nur'da bir düstur, bir öğüt ve bir uyarı olarak karşımıza çıkmaktadır. "Biliniz: En esaslı kuvvetimiz ve nokta-i istinadımız, tesanüddür. Sakın sakın, bu sıkıntıların verdiği asabilik cihetiyle birbirinizin kusuruna bakmayınız. Kısmet ve kadere itiraz hükmünde olan şekvalar ve 'Böyle olmasaydı şöyle olmazdı' diye birbirinizden gücenmeyiniz."1

5