Hep söylediğim gibi, fon soruşturmasında yalnız paranın nasıl toplandığına bakmak yetmez. Sermayenin nereye gittiğini de bulmak gerekir.
Bugün önümüzde bir soru daha var:
Zarar nereye yazılacak
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, dün Meclis'te "Bu süreçte oluşan özel zararlar için Hazine kaynağı kullanılmayacak." dedi.
Bu, bütçe tedbirinden daha büyük bir anlam taşıyor. Ekonomik güvenliğin sınırını çiziyor.
Finansallaşmanın eski usulünü biliyoruz: Kazanç dar bir çevrede toplanır, risk geniş kitlelere dağıtılır; çark kırılınca fatura kamuya bırakılır. Kâr özel hesaplarda kalır, zarar milletin vergisine dönüşür.
Devlet şimdi bu yolu kapatıyor.
Tasfiye kapsamındaki 131 fon, toplam fon sayısının yüzde 4,6'sını, portföy değerinin yüzde 7,7'sini oluşturuyor; fakat 455 bin 758 yatırımcıyı ilgilendiriyor. Sistemik alan sınırlı, güvene vurduğu darbe geniştir. 220 kişi hakkında işlem yürütülüyor; 85 kişi tutuklu.
Önce fonların mevcut varlıkları kullanılacak. Haksız kazanç sahiplerinden geri alınan para ile sistem dışına çıkarılan malların satışından sağlanan kaynak aynı hesaba dönecek.
Küçük yatırımcıyı korumak, suçun maliyetini 86 milyonun sırtına yüklemek anlamına gelmez. Koruma; kaçırılan varlığı bulmak, haksız kazancı geri almak ve sorumluluğu failin bilançosuna yazmaktır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu çizgiyi ilan etti: Kamuya yük getirmeden vatandaşın birikimi ödenecek; sermaye piyasaları "küçük yatırımcının birikiminden beslenen açgözlü parazitlerden" arındırılacak.
Ancak soruşturmanın uluslararası boyutu da mutlaka açığa çıkarılmalı.
Para yurt dışına taşındıysa hangi banka ve finans kuruluşlarından geçti Hangi şirketlere, kripto cüzdanlarına ve nihai hesaplara ulaştı Fonlar üzerinden üretilen haksız kazanç yalnız servet transferine mi hizmet etti; yoksa Türkiye'nin ekonomik ve siyasi karar alanını etkilemeye çalışan nüfuz ağlarına uzandı mı
Zira... Jeopolitik sarsıntıların sertleştiği, ticaret savaşlarının kızıştığı bir dönemde finans, ülkeler arasındaki mücadelenin aracına dönüştü. Devletler; yaptırım kararlarını, ödeme sistemlerini, kredi kanallarını, fonları ve sermaye hareketlerini baskı aracı olarak kullanıyor.
Bu nedenle ekonomik güvenlik yalnız rezerv miktarı, bütçe açığı ve bankaların sermaye yeterliliğiyle ölçülemez. Millî tasarrufun kimlerin elinde toplandığı, hangi varlıkları şişirdiği ve hangi ülkelere aktarıldığı da güvenlik mimarisine giriyor.

3