Netanyahu'nun kapanındaki Trump'ın açtığı ateş maliyeti büyüyen, bölgeyi boğan, piyasaları titreten bir yıpratma savaşına dönüşmüş durumda. Bilinir ki, hava gücüyle savaş başlatabilirsiniz; ama karşı tarafı siyasi teslimiyete mecbur edemiyorsanız, zafer diye pazarladığınız şey uzatılmış bir çıkmaza dönüşür. İran sahasında yaşananlar da tam olarak bunu söylüyor.
Birinci gerçek: Trump yönetimi vuruyor ama bitiremiyor. Ve Beyaz Saray içinde savaşın nasıl sonlandırılacağı konusunda net bir plan yok. Buna karşılık Trump aynı anda hem İran'ı "çok sert" vurma tehdidini yükseltiyor hem de enerji fiyatlarını dizginlemek için Rus petrolüne dönük kısmi gevşeme adımı atıyor. Yani askeri söylem tırmanırken ekonomik panik de büyüyor. Bu çıkış kapısını arayan bir gücün telaşıdır.
İkinci gerçek: İran savaşı yalnızca İsrail cephesinde tutmuyor; Körfez'in sinir uçlarına basıyor. İran'ın füze ve İHA baskısı Kuveyt, Umman, BAE ve çevre hatlara kadar yayıldı. Böylece savaş enerji arterlerini hedef alan bölgesel bir çatışmaya dönüştü.
Üçüncü gerçek: Hürmüz bugün yalnızca bir boğaz değil, dünya ekonomisinin boğazıdır. Akıştaki bozulma sürüyor; petrol fiyatları hafta içinde 119,50 doları gördü, Goldman Sachs mart ortalaması için Brent beklentisini 100 doların üstüne çekti. Demek ki İran'ın asıl kozu, daha önce sık sık söylediğimiz gibi yalnızca füze stoku değil küresel maliyet üretme kapasitesidir.
Dördüncü gerçek: Körfez ülkeleri zengin olabilir ama dayanıklı değiller. Malum, su, enerji, liman ve rafineri hatlarına bağımlı bu yapı uzun bir savaşta "istikrar adası" olmaktan çıkar, kırılgan bir hedefe dönüşür. Söz gelimi, Suudi Arabistan üretimi yaklaşık 2 milyon varil azaltarak 8 milyon varil civarına çekti; toplam bölgesel kayıp en az 10 milyon varil/gün seviyesine ulaştı. Bu rakamlar bize şunu söylüyor: İran, karşı tarafı cephede değilse bile faturada bunaltabiliyor.
Beşinci gerçek: Avrupa yine irade üretmiyor, hizalanıyor. Almanya Başbakanı Merz, savaşın hızlı biçimde nasıl biteceğine dair ortak bir plan görmediğini açıkça söyledi. Buna rağmen Avrupa'nın ana çizgisi yine Washington'ın arkasında saf tutmak. Kendi enerjisini, sanayisini ve toplumsal dengesini ateşe atan kıta, stratejik özerklikten değil, alışkanlık haline gelmiş itaat

6