Trump'ın İran krizinde kullandığı dil, klasik savaş ilanından çok pazarlık masasına bırakılmış bir sis perdesini andırıyor. Tehdit, geri çekilme, anlaşma iması ve belirsizlik aynı anda devreye sokuluyor. İran ile varıldığı söylenen anlaşmaya ilişkin "Nihai kararı vereceğim" demesi de bu çizginin son halkası olarak okunmalı. Bu söz, sahadaki askeri hakikatten ziyade Trump'ın krizi nasıl yönettiğini gösteriyor.
Bu yöntemin merkezinde öngörülemezlik var.
Trump, krizi kurumlar üzerinden yürütmek yerine kendi sözünü merkeze alıyor. Bir gün İran'ı Taş Devri'ne göndermekten söz etti, ertesi gün "harika bir anlaşma" ihtimalini dillendirdi. Bir gün taviz yok dedi, diğer gün Hürmüz Boğazı'nın güvenli ticarete açılabileceğini ima etti. Dışarıdan bakınca çelişki gibi görünen bu gelgit, Trump açısından bilinçli bir taktikti.
Çünkü Trump'ın siyaseti diplomasi perdesi altında piyasaya sesleniyor.
Sert tehdit geldiğinde petrol yükselir, altın güvenli liman olarak öne çıkar, borsalarda panik havası oluşur. Barış ihtimali dillendirildiğinde petrol gevşer, risk iştahı geri gelir, kripto varlıklar ve borsalar yeniden hareketlenir. Trump'ın açıklamaları bu yüzden yalnızca siyasi mesaj sayılmaz; finansal kaldıraç gibi çalışır.
Sahada uçak gemileri, füzeler, üsler ve vekil güçler var. Aynı anda petrol grafikleri, altın fiyatları, borsa endeksleri ve kripto hacimleri de hareket halinde. Trump'ın savaş dili bu iki alanı birbirine bağlıyor. Askeri tehdit piyasayı sarsarken, barış iması piyasayı rahatlatıyor. Böylece kriz, jeopolitik alanla spekülatif alanı aynı çizgide buluşturuyor.
Trump, devleti de şirket yönetir gibi yönetmeye çalışıyor. Önce karşı tarafı en sert cümlelerle köşeye sıkıştırır. Sonra ani yumuşama sinyalleriyle hem muhatabının dengesini bozar hem de iç piyasaya nefes aldırır.

8