Bir yanda füzeler yükseliyor, bir yanda radarlar titriyor. Körfez'de gemiler ağır ağır rota değiştiriyor. Üslerde alarm veriliyor. Başkentlerde kriz masaları kuruluyor. Televizyonlar aynı sahneyi tekrar edip duruyor: Alev, duman, siren, enkaz...
Sonra ekranın altından başka cümleler geçiyor.
Petrol yükseldi.
Piyasalar gerildi.
Tahvil faizleri oynadı.
Borsalar yön arıyor.
Tanker sigortaları pahalandı.
Ölümün dumanı dağılmadan hesabın kalemi çalışmaya başlıyor. Yıkılan şehirlerin acısı daha soğumadan savaşın maliyeti piyasa diliyle tercüme ediliyor. İnsan çığlığı grafiğe, enkaz risk analizine, kan fiyatlamaya dönüşüyor.
Zamanın ahlaki buhranı biraz da burada saklı.
Savaş, gözün gördüğü yerde alev ve duman; sistemin tuttuğu defterde enerji, maliyet, borç ve ödeme zinciridir.
Lakin asıl sarsıntı, patlamanın düştüğü yerde kalmıyor. Hürmüz'den geçemeyen bir tanker, birkaç gün sonra başka bir memlekette yakıt fiyatına yazılıyor. Petrol pahalanınca nakliye pahalanıyor; nakliye pahalanınca gıda fiyatları yükseliyor; gıda fiyatları yükselince halkın sofrası daralıyor. Cephede ateşlenen füze, piyasada maliyet; limanda bekleme; fabrikada üretim baskısı; devlette bütçe açığı olarak geri dönüyor.
Bu yüzden savaşın görünen yüzü askerî, işleyen tarafı iktisadîdir. Sahada patlayan mühimmat kadar, piyasalarda taşınan maliyet de sonucu belirler. Bu kavganın kalbinde iktisadî tahammül gücü var. Kim daha uzun dayanacak Kim maliyeti taşıyacak Kim ödeme zincirini ayakta tutacak Kim enerji akışını sürdürecek
Asıl sualler bunlar.
Bu suallerin tamamı Washington'un önündeki dosyada duruyor. Amerika'nın hesabı açık. Sahada netice almak güçleştikçe iktisadî baskı öne sürülüyor. Yaptırımlar, finansal kısıtlamalar, petrol ticaretine dönük tehditler ve ödeme sistemleri üzerindeki tazyik aynı tertibin parçaları halinde işletiliyor.

2