Onuncu yılında 15 Temmuz

Daha dün bir arkadaşımla konuşurken ikimiz de aynı fikirde buluştuk. 15 Temmuz'un üzerinden sanki on yıl değil de bir asır geçmiş gibi geliyor.

Gerçekten de son on yıla baktığımızda, her biri tek başına bir dönemin kapısını açacak kadar büyük hadiseler yaşadık. İçeride ve dışarıda öyle kırılmalar gördük ki, hafızamız ister istemez zaman atlamaları yapıyor. Dün yaşananla geçen ay olan, geçen ay olanla yıllar önce yaşanan birbirine karışıyor.

Ama hemen şunu da söyleyeyim. Akıl nimeti bize başka bir şey söylüyor. Meselenin hâlâ kapanmadığını...

Çünkü FETÖ denilen illetin neleri bozduğunu, mayalanmış bu toprakların itikadına nasıl saldırdığını ve bazı zihinlerde nasıl derin istifhamlar oluşturarak nesilleri ifsat ettiğini çok iyi biliyoruz.

Hatırlıyorum. 2015 yılında Star Açık Görüş'te örgüt başını, "söz ilüzyonuyla kendinden menkul bir teoloji üreten adam" diye tarif etmiştim. Çünkü ortada yalnızca siyasî ya da istihbarî bir yapılanma yoktu. Dini, hakikatin değil örgütsel sadakatin aracı hâline getiren; sözü vahyin yerine, lideri de ölçünün yerine koyan sapkın bir zihin dünyası vardı. Bugün geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki, o zihniyet yalnızca inancı değil, devleti, toplumu ve insanı da içeriden çürütmeye çalışmış.

Kimileri hâlâ meselenin etrafında dönüp duruyor.

Neymiş, toptancı yaklaşılmamalıymış.

Neymiş, kurunun yanında yaş da yanmamalıymış.

Hatta utanmadan tiyatro demeye devam edenler var.

Yazık!

Örgütün yapısı zaten fert fert, kendilerinin dışındaki insanlara karşı deyim yerindeyse "yaşarken öldür" mantığı üzerine kuruluydu. İtibarsızlaştırıyor, tasfiye ediyor, yalnızlaştırıyor, hayatı yaşanmaz hâle getiriyorlardı. Bunu yaparken de yüzlerinden tebessümü hiç eksik etmiyorlardı.

Sözde tevazu perdesiyle örttükleri şiddeti uygulama konusunda öyle uzmanlaşmışlardı ki, milletin evlatlarını ezmekten, dışlamaktan ve yok etmekten bir an olsun çekinmediler.

Sadece 15 Temmuz gecesi yaptıklarına bakın, yeter.

Devletin silahlarıyla kendi milletine saldırmaları, tankları insanların üzerine sürmeleri, Türkiye Büyük Millet Meclisini bombalamaları, savaş uçaklarıyla şehirleri hedef almaları... Bunların hiçbiri bir gecede verilmiş ani kararlar değildi. O gece perde kalktı. Yıllarca gizlenen sistematik şiddet bütün çıplaklığıyla görünür hâle geldi.

Meseleyi birkaç mankurtlaşmış tipin cinneti diye geçiştirmek de büyük yanılgı olur. O gece gördüğümüz şey, örgütlü ihanetin en kanlı safhasıydı.