Trump'ın Çin ziyareti, küresel ekonominin içine düştüğü tuhaf ruh halini bütün açıklığıyla gösteriyor.
Washington, İran savaşı devam ederken Pekin'e gitti. Masada ticaret var. Yapay zekâ var. Çipler var. Nadir elementler var. Tayvan var. Enerji güvenliği var. Bir de bütün bu başlıkların üzerine çöken savaş ekonomisi var. Trump'ın yanında teknoloji şirketlerinin öne çıkan isimlerinin bulunması, beklendiği gibi, ziyaretin aynı zamanda pazar, sermaye, teknoloji ve güç pazarlığı olduğunu gösteriyor.
İşte tuhaf ruh hali tam burada başlıyor.
Normal şartlarda böyle bir tablo piyasalarda ciddi bir ihtiyat üretmeliydi. Savaşın başından beri yazıyoruz, İran savaşı yalnızca bölgesel dengeleri sarsmıyor; petrol fiyatından taşımacılığa, sigorta maliyetlerinden tedarik zincirlerine kadar geniş bir alanı baskı altına alıyor. Hürmüz Boğazı etrafındaki her gerilim, dünya ekonomisinin maliyet hesabını doğrudan etkiliyor.
Piyasa, bu ağır tabloyu bir kırılganlık işareti olarak okumak yerine yeni anlaşma ihtimallerine, teknoloji hamlelerine ve şirket değerlemelerine odaklanıyor. Çip satışları, yapay zekâ yatırımları, bulut hizmetleri, büyük teknoloji şirketlerinin büyüme beklentileri; savaşın, borcun ve enerji baskısının önüne geçiyor. Ne var ki, büyük meseleler dar bir kazanç hesabına indirgeniyor.
Oysa Çin, bu tabloda başka bir gerçekliği temsil ediyor. ABD piyasaları büyük ölçüde finansal değerlemeler, teknoloji hisseleri ve yapay zekâ beklentileri üzerinden yükselirken; Çin hâlâ üretim, sanayi kapasitesi, ihracat, nadir elementler ve tedarik zincirleri üzerinden konuşuyor. Bir tarafta fiyatlanan beklenti, diğer tarafta çalışan fabrika var. Bu yüzden Trump'ın Çin ziyareti finansal köpük ile reel ekonomi arasındaki makasın da görünür hale geldiği bir anı işaret ediyor.
Ne mi diyorum
Burada daha tehlikeli bir durum var: Krizin farkında olup onu ertelemek. Savaşın maliyetini görmek, fakat bunu geçici bir dalgalanma saymak. Enerji kırılganlığını izlemek, fakat birkaç teknoloji hissesinin yükselişiyle rahatlamak. Kamu borcunun büyüdüğünü bilmek, fakat sistem sıkışırsa devletin yine devreye gireceğine inanmak.
Mutlu cehalet bu işte.
Son yıllarda piyasaların öğrendiği ders budur.

4