Missouri'den kalan gözlük

Bir gözlük düşünün.

Seksen yıl önce dünyanın nasıl göründüğüne göre yapılmış. Güç merkezleri, haritalar, yollar değişmiş ama gözlük aynı.

Bugün olup bitenleri hâlâ onunla okumaya çalışıyoruz.

Yaşadığımız ne varsa üzerine aynı ezberler boca ediliveriyor. İşin tuhafı, bu ezberlerle yapılan öngörülerin hemen hepsi duvara çarptı. Dünya değişti, güç dengeleri değişti; bir tek onların hükümleri değişmedi.

Seksen yıllık güvenlik mimarisi çözülüyor. Amerika'nın kurduğu düzen kriz yaşıyor. Para sistemi, ticaret yolları, ittifaklar, enerji hatları yeniden şekilleniyor.

Biz hâlâ bir dönemin şartlarında oluşmuş ezberleri mutlak hakikatmiş gibi birbirimizin kafasına vuruyoruz.

Niye

Hadi açık konuşalım.

Türkiye'nin son iki yüz yıllık siyasi ve ekonomik tarihini, içinde bulunduğu dünya sistemlerinden bağımsız okuyamazsınız.

1838 Balta Limanı Ticaret Anlaşması'nı koyun önünüze. İngiliz dünya sisteminin ekonomik kodları Osmanlı'ya taşınıyor. Ticaret rejimi, üretim ilişkileri, devletin ekonomideki yeri değişiyor. Yüz yıl sürdü.

Sonra... 1945'te başka bir dünya kuruldu.

Merkez Washington'dı.

Rahmetli Sinanoğlu, İnönü'nün Amerikalılarla gizli anlaşmalar yaptığından söz eder.

Amerikan arşivleri ilginç.

23 Ağustos 1946 tarihli "Top Secret" Amerikan Genelkurmay raporunda Türkiye'nin Amerikan silahları ve uçaklarıyla desteklenmesi, Amerikan teknisyen ve subaylarının Türkiye'ye gönderilmesi değerlendiriliyordu.

Arada bir de Missouri var.

5 Nisan 1946...

Amerikan donanmasının kudret sembolü İstanbul'a geldi. Görünürde Münir Ertegün'ün naaşını getiriyordu.

Yeni dünyanın savaş gemisi Boğaz'a demirlemişti.

İktidarda kim vardı

CHP.

Ardından Truman Doktrini...

Amerikan yardımı...

Yeni güvenlik mimarisi...

Niyazi Berkes'in sözü açık:

"Truman Doktrini... 'ABD dünya egemenliği' doktrinidir."

Berkes dönemin siyasetini de şöyle tarif ediyor:

"Dışarıda Sovyet tehlikesini içeride komünizm korkusunu kullanmak..."

Ve 1947...

CHP'nin 7. Büyük Kurultayı.

Kurultayın yüzlerce sayfalık tutanaklarını satır satır okudum.

Demokrasi en üst perdeden dile getiriliyor.

Program, "özel teşebbüs ve çalışmaların devlet tarafından teşvik edilmesini ve korunmasını" esas alıyor. Devlet işletmelerinden özel teşebbüse devredilebilecek olanlar konuşuluyor.

Laikliğin yerleştiğini söyleyenler din meselesinin korkmadan konuşulmasını istiyor.

Din eğitimi tartışılıyor.

Çocuklara din bilgisi verilmesi, din adamı yetiştirilmesi, köylerde cenazeyi kaldıracak din adamı bulunamaması kürsüye taşınıyor.