"Sırası mı; nereden çıktı bu medeniyetler çatışması" diyebilirsiniz. Batı'da gündem hiç değişmedi ki; yalnızca eski hesap yeni başlıklarla önümüze konuyor. Baksanıza, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun Atina'da söylediklerine:
"Ulusal çıkarlar uluslararası kurumlar karşısında yok olmadı."
Dedi ve korkuyu üfledi...
"Diğer devletler silahlanmaya, nüfuz aramaya, toprak, teknoloji, kaynak, pazar, enerji ve güç için rekabet etmeye devam etti."
Rubio bu sözlerin ardından Avrupa'yı yeniden silahlanmaya ve ortak bir medeniyet mücadelesi uğruna fedakârlığa çağırdı. Antik Yunan'dan kahramanlık hikâyeleri çıkarıp bugünkü seferberliğe tarihî bir zemin kurdu.
Biz içeride fon krizine kilitlenmişken, Rubio Atina'da sanayisi gerilemiş, enerji maliyetleri üretimi vurmuş, sosyal harcamaları budanmış ve yaşam standardı düşmüş Avrupa'ya yeniden silahlanma ve fedakârlık çağrısı yapıyordu. Bu çağrının ekonomik karşılığı askerî Keynesyenizm: Kamu kaynaklarını silahlanmaya aktararak üretimi savunma sanayii üzerinden canlandırmak.
Rubio, Avrupa'nın zayıflamasını tarihinden utanmasına, milliyetçiliği terk etmesine ve ordularını ihmal etmesine bağlıyor. Sanayinin neden kıta dışına taşındığı, Avrupa'nın neden pahalı enerjiye ve Amerikan silahlarına bağımlı hâle geldiği bu anlatıda yok. Onun yerine tanıdık sahne kuruldu: Batı tehdit altında; düşmanlar güçleniyor; Avrupa uyanmalı; halk bedel ödemeli.
Avrupa'dan istenen yalnızca daha fazla silahlanması değil; ABD'nin kurduğu askerî düzenin masrafını da üstlenmesi. Washington, müttefiklerinden güvenlik şemsiyesinin maliyetini karşılamalarını isterken Avrupa'ya yeniden silahlanma çağrısı yapıyor. Avrupa bütçesinden çıkan para savunma sanayiine, enerji faturası Amerikan tedarikçilerine akıyor; bütün bunlar "Batı'nın dirilişi" diye sunuluyor. Avrupa sanayisini ve ucuz enerji kaynaklarını kaybederken ABD savunma üretimini büyütüyor; Avrupa silah ve enerji alırken Amerikan şirketleri yeni pazar kazanıyor.
Rubio'nun Avrupa'ya verdiği milliyetçilik dersi şu: Egemenliğinizi ayağa kaldırın; silahınızı bizden alın, stratejinizi de bizimle belirleyin.
Avrupa'daki milliyetçi partiler bu çelişkinin içinde büyüdü. Halkın geçim sıkıntısı ve sanayisizleşme karşısındaki öfkesi göçmenlere ve dış düşmanlara yöneltildi. Brüksel'e ve eski düzene karşı çıktıklarını söyleyenler, iktidara geldiklerinde silahlanma programlarına ve ABD'yle yakınlaşmaya katıldı.

9