Küreselleşmenin sınırsız dünya vaadi sona erdi. Devletler ticaret yollarını, enerji hatlarını ve teknoloji ağlarını güvenliklerinin parçası olarak görüyor. Karşılıklı bağımlılıklar baskı aracına dönüşürken ülkeler kendi çevrelerinde yeni güvenlik ve refah alanları kuruyor. Bu dönüşüm, Afro-Avrasya'nın merkezinde Türk kuşağına tarihî bir rol yüklüyor.
Geçen yazıda Afro-Avrasya'yı yolların ve denizlerin birbirine bağladığı geniş bir jeopolitik alan olarak ele almıştım. Bugün bu alanın iki ana hattını belirginleştireyim: Kuzeyde Orta Koridor, güneyde okyanustan Akdeniz'e uzanan deniz koridoru. Türk kuşağı bu iki hattın kavşağında daha da güçlü bir birlik olarak kendini gösterecektir.
Orta Koridor, Türkistan'ı Hazar üzerinden Kafkasya'ya, oradan Türkiye ve Avrupa'ya ulaştırıyor. Rusya-Ukrayna savaşı kuzey güzergâhının güvenilirliğini sarstı. Orta Koridor, doğu ile batı arasındaki stratejik hat olarak öne çıktı. Gümrüklerin hızlanması, kuralların uyumlaştırılması ve lojistik maliyetlerin düşmesi bu hattı işler kılacak; Türk devletleri arasındaki ticaret ve ortak hareket kapasitesini büyütecek.
Güney hattı Pakistan ve Endonezya'dan Körfez'e ulaşan deniz ticareti Fav Limanı'nda karaya çıkar; Kalkınma Yolu yükü Irak üzerinden Türkiye'ye, oradan Akdeniz ve Avrupa'ya taşır. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması ortak güvenliği kurumsal zemine taşıyor. Türkiye, Katar, Pakistan ve Endonezya'nın Bedir Mutabakatı savunma sanayii, ortak üretim, araştırma-geliştirme ve askerî eğitim iş birliğini başlatıyor. Okyanustan Akdeniz'e uzanan deniz hattı böylece güvenlik ve üretim ortaklıklarıyla güç kazanıyor.
Türkistan'ın Akdeniz'e çıkışı Türkiye'den geçiyor. Doğu Akdeniz'deki deniz yetki mücadelesi, bu çıkışın önünü kimin açık tutacağını belirliyor. Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Mutabakatı'nın Libya Temsilciler Meclisi tarafından 20 Ekim 2026'da onaylanması bu mücadelede büyük bir adımdır. Bingazi'nin kararı mutabakatın siyasi dayanağını genişletti ve Türkiye'nin elini güçlendirdi.
Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan 2004'te AB'yle imzaladıkları protokollerde GKRY'nin üyeliğini ortaklık anlaşmalarına işledi. Bugün çözülme ve güç kaybı yaşayan AB ile yapılmış eski anlaşmalar, Türkistan'ın Akdeniz'deki geleceğini belirleyemez. Türk Birliği, bu protokolleri kadük bırakacak yeni siyasi iradeyi ve anlaşmaları üretebilir. Böylece Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğini ve KKTC'nin uluslararası statüsünü esas alan köklü bir Akdeniz düzeni kurulur.

15