Korkuyorlar

Son bir buçuk yılda İsrailli siyasetçilerin Türkiye hakkında söylediklerine bakın, yeter.

Nagel Komitesi, Suriye'de yükselen Türk varlığını İran'dan daha büyük tehdit saydı. Amichai Chikli, "Türkiye İsrail için en ciddi tehlikedir" dedi. Smotrich aynı tehdit dilini kullandı.

Naftali Bennett ise çıkmış:

"Türkiye yeni İran'dır" diyor.

İşte en son bu saplantı Ebu Zuhur'da kendisini gösterdi.

Bennett'i geçelim. Sözü önemli kılan, aynı korkunun İsrail siyasetinde, medyasında ve güvenlik bürokrasisinde dolaşması.

Bir taraftan Yunanistan ve Rumlarla askerî işbirliğini tahkim ediyorlar. Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin karşısına hat örüyorlar. Diğer taraftan Suriye'de Türk nüfuzunu tehdit sayıyor, ülkeyi bombalamaya devam ediyorlar.

Avrupa gettolarından devşirilmiş hafızasız, entegrist bir ideolojinin saplantılarıyla yaşayan bir yapıdan söz ediyoruz.

Siyonizm korkuyla düşünüyor.

Duvar örüyor. Tel çekiyor. Sonra duvarın arkasından gördüğü herkesi tehdit sayıyor.

Korkusunu güvenlik diye pazarlıyor. Şiddetini meşru müdafaa diye sunuyor. İşgal ettiği toprağı kendisinin, öldürdüğü insanı tehdit kabul ediyor.

Devlet nizam kurar. Hukuk koyar. Koyduğu hukukla kendisini de bağlar.

İsrail ise terör örgütü refleksleri taşıyan devletimsi bir yapı.

Vuruyor. Yıkıyor. Sonra enkazdan yeni bir düşman çıkarıyor.

İran'da da aynı körlük vardı.

Amerikan devini esir aldılar ya, onun kudretini kendisine tahvil edebileceğini sanıyorlar.

Uçağı Amerika'dan.

Bombası Amerika'dan.

Diplomatik kalkanı Amerika'dan.

Sonra aynaya bakıp gördüğü cüsseyi kendilerinin zannettiler.

Netanyahu bu cinnetin, bu kötülüğün siyasi yüzlerinden biri. Yolsuzluk suçlamalarıyla mahkeme koridorlarında dolaşan, hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin tutuklama kararı bulunan, Gazze'de soykırım suçlamalarının merkezindeki bir adam bölgeyi ateşe boğuyor.

Peki Türkiye neden hedefte

Çünkü Türk devlet aklı düzen kuruyor.

Mekke Anlaşması'nda Türkiye'nin askerî kudreti, Pakistan'ın nükleer caydırıcılığı ve Suudi Arabistan'ın mali ve enerji gücü aynı güvenlik mimarisinde buluşuyor.

Kalkınma Yolu, Basra'dan Anadolu'ya ve Avrupa'ya yeni bir iktisadi damar açıyor.

Suriye'de Türkiye, parçalanmış ve her isteyenin bombaladığı bir alan yerine ordusu, sınırları, kurumları ve hukukuyla ayağa kalkan bir devlet istiyor.

Kafkasya'dan Türkistan'a uzanan Türk dünyası da giderek daha kurumsal bir yapıya kavuşuyor.

İçeride yıllarca Türkiye'ye karşı kullanılan örgütler ve her türlü aparat da birer birer çökertiliyor.