Komprador siyasetin yükselişi ve düşüşü

CHP'de bugün yaşanan kavga dışarıdan bakınca büyük bir değişim tartışması gibi sunuluyor. Oysa biraz yakından bakınca karşımıza daha tanıdık bir manzara çıkıyor: Yankı odasında büyük kavga.

Delege kavgası var. Kurultay hesabı var. Genel merkez manevrası var. Eski lider-yeni lider gerilimi var. İşin mutlak butlan kararına kadar dayanması da bu yüzden şaşırtıcı değil. CHP'de mesele parti içi hesaptan çıkıp hukuk duvarına çarpınca, kavga büyüdükçe büyüdü.

Her iki kesim de halk diyor ama "halk" örtüsü çekilince delegenin pazarlığı ortadan kalkmıyor. Pavyonda başlayan hesap, sahneye çıkınca demokrasi mücadelesi olmuyor; olsa olsa yankı odasında biraz daha yüksek sesle anlatılıyor.

Kılıçdaroğlu'nun "kuruluş ilkeleri" çıkışı önemli. Ama insan ister istemez soruyor: Hangi kuruluş ilkesi Hangi tarih

Dillerini Kuva-yı Milliye'yi doluyorlar bir de, Attila İlhan'dan mülhem "Hangi Kuva-yı Milliye" diye de sorsak yeridir.

Kuva-yı Milliye, komprador surların arkasında çoktan kayboldu çünkü.

Cumhuriyetin kuruculuğuna gelince, 1945 sonrası Amerikan aksına geçişi nereye koyacağız Amerikan emperyalizminin sembolü Mizzuri için İstanbul'un süslendiğini Kemalist Niyazi Berkes'in Unutulan Yıllar kitabından okuyun derim. Bu sadece bir örnek.

Mesele tek bir gemi değil; CHP'nin kuruluş ilkeleri diye cilaladığı tarihin, Soğuk Savaş'ta nasıl Amerikan merkezli bir hatta yaslandığıdır. Başkası Washington'la yan yana gelince "o kucaktan bu kucağa" diye hüküm kesenlerin, CHP ve İnönü söz konusu olunca aynı tabloyu diplomatik başarı diye anlatması da bu yüzden ibretliktir.

CHP'nin tarihi aslında komprador siyasetin yükselişi ve düşüşü şeklinde okunmalı. Bir dönem Batı'ya yaslanmayı devlet aklı diye anlatan, Amerikan aksına yerleşmeyi stratejik tercih diye süsleyen çizgi, bugün kendi yankı odasında "halk" diye bağırıyor. İşin ironisi de burada. Komprador siyaset yükselirken halka yön vermeye çalışıyordu; düşerken halkın arkasına saklanmaya çalışıyor.

Özgür Özel'in ta başından beri yaptığı da ajitatör taktikleriyle liderlik oyunu oynamak. Kitleyi ajite ediyor, krizi köpürtüyor, parti içi hesaplaşmayı memleket meselesi diye sahneye sürüyor.