Yazar, Avrupa Komisyonu başkanının Türkiye'yi tehdit unsuru olarak konumlandırmasını, Avrupa'nın hem bağımsızlık iddia etmesi hem de ABD'ye bağımlı kalmasının çelişkisinin yansıması olarak görüyor. Enerji politikasından savunma harcamalarına kadar yapısal sorunları çözmeden hareket eden bir kıtanın, aslında eski zihniyet kalıplarıyla hareket ettiğini iddia ediyor. Peki, Avrupa bu çelişkisini fark ediyor mu, yoksa farkında olarak mı tercih ediyor?
"Avrupa kıtasını tamamlamalıyız ki Rusya, Türkiye ya da Çin'in etkisi altına girmesin."
Cümle Avrupa Komisyonu başkanı Ursula von der Leyen'e ait. Ama açık konuşalım: Avrupa aklının perde arkasında dolaşan cümlenin mikrofona fazla yaklaşmış hali.
Türkiye'den bakınca mesele daha berrak.
Çünkü Avrupa hâlâ dünyayı "etki alanları" haritasıyla okuyor. Türkiye'yi Rusya ve Çin ile aynı cümleye koymak, sonradan toparlanmaya çalışılsa da zihnin arka planını ele veriyor. Dil sürçmez; dil yakalanır.
Asıl mesele ise cümlenin arkasındaki güç... Ya da güç boşluğu.
Bugün Avrupa Birliği kendine "jeopolitik aktör" diyor. Güzel bir unvan. Lakin unvanın altı boş. En azından eski çamlar bardak oldu çoktan. Güvenlik hâlâ başkasının omzunda. NATO olmadan nasıl hareket edileceği belirsiz. Amerikan şemsiyesi kapanırsa, Avrupa'nın elinde şemsiye mi kalır, yoksa sadece sapı mı, o da meçhul. Uzun zamandır yaşadıkları panik herkes tarafından görülüyor.
Bu yüzden bağımsızlık söylemi ile bağımlılık pratiği yan yana yürüyor. Atlantik'in öte yakasıyla kurulan ilişkide Avrupa çoğu zaman özne değil, dipnot gibi duruyor. Yani vassal bir kıtadan söz ediyoruz.
Rusya-Ukrayna Savaşı bu çelişkiyi iyice görünür kıldı. Ama şu nokta atlanıyor: Avrupa'nın Rusya ile kurduğu enerji düzeni kendi kendine çökmedi. ABD çökertti.
Yıllarca sanayiyi taşıyan ucuz enerji, siyasi kararlarla devre dışı bırakıldı. Yerine gelen daha pahalı alternatifler, rekabet gücünü törpüledi.
Başka bir ifadeyle Avrupa, enerji denklemine kendi takvimiyle değil, Amerika'nın ajandasıyla müdahale etti.
Kendi evinin ışığını açmak için başkasından anahtar isteyen bir yapıdan söz ediyoruz.
Von der Leyen'in bugün aynı konuşma içinde "nükleer enerjiye ihtiyacımız var" demesi de bu yüzden bir vizyon cümlesi gibi durmuyor. Daha çok, kaybolan dengeyi aceleyle toparlama telaşı.
Ekonomi tarafında tablo daha da sert.
Avrupa sanayisizleşiyor. Maliyetler artıyor, üretim yer değiştiriyor. Buna yaşlanan nüfus, daralan iş gücü ekleniyor. Yani sadece bugünün faturası değil, yarının borcu da kabarıyor.
Verilen tepki tanıdık: Askeri harcamaları artırmak.
Bir tür askeri Keynesyenizm... Silah üret, ekonomiyi döndür.
Ama

3