Dünya kadar borç

Yazın bu sıcağında teorik bir yazı çekilmez, biliyorum. Fakat dünya krizi bazı cümleleri zorunlu kılıyor. Bir süredir savaşları, Hürmüz'ü ve enerji hatlarını yazıyorum. Bu kez aksı değiştirip hengâmenin altında işleyen düzene bakacağım. "Borç yiğidin kamçısıdır" demişler ya, bakmayın siz ona. "Borç alan emir alır" diye de bir atasözümüz var hani. Başlıktaki borç da bir rakamdan çok dünyayı kuşatan düzenin metaforu. Tahvilden petrol fiyatına, savaştan pazardaki etikete kadar dokunmadığı yer kalmıyor.

Borç, sistemin ana yakıtına dönüşmüş durumda. Bankalar kredi açıyor; para hisse senedine, tahvile ve gayrimenkule gidiyor. Yükselen varlıklar yeni kredilere teminat oluyor. Böylece borç yeni borcu, fiyat artışı yeni fiyat artışını besliyor. Kâğıt üzerinde herkes zenginleşiyor. İnsanlar evinin değerini servet, borsa kazancını refah sayıyor; pazarda eriyen maaşını görmezden geliyor. Balonu kredi kadar, yükselişin hiç bitmeyeceğine duyulan toplu inanç da şişiriyor. Müzik sürerken salondan ayrılmak kolay mı

Ekranın arkasındaki manzara başka. Fabrika, üretim hattı ve ücret aynı kalırken finansal servet kabarıyor. Son kırk yılda kredi, üretimden çok varlık fiyatlarını yükseltmek için kullanıldı. Şirketler tesis kurmak yerine kendi hisselerini aldı; fonlar şirketleri borçla ele geçirip yükü onların sırtına bıraktı. Merkez bankaları da her krizde piyasaya para verdi. Ne güzel düzen! Kazanç sahibine, borç şirkete, fatura halka... Grafik yükseldi, üretici gövde zayıfladı.

Bu düzenin merkezinde ABD var. Dünyaya dağılan dolarlar Amerikan tahvillerine yatırıldı; Washington açık verdi, dünya finanse etti. Askerî harcamalarla çıkan dolar Amerika'ya döndü. Amerika harcadı, dünya borç verdi. Savaşı Washington açtı, faturayı dünya ödedi. İşte "Borç alan emir alır" sözü burada iktisattan jeopolitiğe uzanıyor. Borçlanan devletin bütçesine alacaklısı, siyasetine finansörü, dış politikasına kredi düzeni ortak oluyor. Kredi böylece tahsilat silahına dönüşüyor.

Savaş da bu düzenin içinde yürüyor. Enerji yollarını kesiyor, ticareti yavaşlatıyor, taşıma maliyetlerini artırıyor. Rant düzeni her darboğazı yeni bir tahsilat kapısına çeviriyor. Limanı, boğazı, ödeme sistemini veya enerjiyi kontrol eden dünyadan pay istiyor. İran savaşı ve Hürmüz gerilimi petrolü, gıdayı ve elektriği pahalandırırken şirket kârları düşüyor, enflasyon yükseliyor, faizler yüksek kalıyor. Borçla büyüyen sistem böylece en korktuğu üçlüyle karşılaşıyor: Yüksek maliyet, düşük kâr, pahalı kredi.