CHP'nin sahte benliği

CHP'de yaşanan sarsıntı, aniden ortaya çıkmış bir "son dakika" gelişmesi değil. Daha doğru ifadeyle, uzun zamandır parti bünyesinde taşınan krizin son iki yılda daha görünür hale gelmesidir. Kurultay tartışmaları, delege pazarlıkları, belediye gücü üzerinden kurulan hiyerarşi ve mahkeme kararları bu krizi doğurmadı; sadece üzerindeki örtüyü kaldırdı.

Tabloyu yalnızca "mutlak butlan" kararı, kurultay iptali ya da koltuk mücadelesi olarak okumak, meselenin asıl zeminini kaçırmak olur. CHP, uzun süredir kendi gerçekliğiyle yüzleşmek yerine dışarıdan parlatılmış bir suret üretmeye çalışıyor. Bu suret bazen "değişim" diye sunuldu, bazen "yerel iktidar" söylemiyle güçlendirildi, bazen de "seçim kazanma" pragmatizmiyle meşrulaştırıldı. Fakat bu hamleler, partinin iç kırılmasını tedavi etmek yerine daha görünür kıldı.

CHP'nin tarihi olarak taşıdığı komprador iktidar zihniyeti de tam burada deşifre oluyor; halkın sahici talepleriyle temas kurmak yerine, yukarıdan kurulmuş siyasal mühendisliklere ve dar çevre hesaplarına yaslanan bir gelenek, bugün kendi tabanıyla bile bağ kurmakta zorlanıyor.

Daha önce birkaç kez örnek vermiştim, R. D. Laing'in "Bölünmüş Benlik" teorisinde anlattığı sahte benlik burada açıklayıcı bir zemin sunuyor. Varoluşsal güvensizlik yaşayan özne, kendisine yapay bir kabuk inşa eder. Fakat gerçekliğin baskısı arttığında, o kabuk koruyucu olmaktan çıkar; yapının üzerine çöker.

Parti, ideolojik boşluğunu, örgütsel yorgunluğunu ve liderlik krizini sahici bir muhasebeyle ele almak yerine vitrin değişimiyle aşmaya çalıştı. 38. Olağan Kurultay bu yüzden yenilenme zemini olmaktan çok, eski çelişkilerin yeni aktörler eliyle taşındığı bir geçiş törenine dönüştü.

Özgür Özel'in açmazı tam burada başladı. Genel başkanlık koltuğuna oturdu, fakat liderlik ağırlığını kendi siyasi gövdesiyle kuramadı. İmamoğlu'nun vesayetinden kurtulamayan Özel görüntüsü, yeni dönemin temel zafiyetlerinden biri haline geldi. Parti vitrini Özel'e bırakıldı; siyasi enerji ve gelecek hesabı İmamoğlu çevresinde toplandı.

Mahkeme kararı, işte bu emanet mimariyi sarstı. Özel'in şizoid bir tonda "tanımadığımız bir butlan kararıyla uzlaşacak halimiz yok" çıkışı sert bir meydan okuma gibi görünüyor. Fakat ardından TBMM grubunun yasal zırhına çekilmesi ve 110 milletvekili üzerinden güvence arayışına girilmesi, krizin derinliğini ele veriyor. Kurultay meşruiyeti tartışmalı hale gelen bir yönetim, varlığını parti örgütünden değil, Meclis grubundan devşirmeye çalışıyor. Bu, özgüven değil; sınır kaybıdır.

Günün sonunda, Kılıçdaroğlu'na karşı "değişim" diye çekilen hançerin ucu ters döndü. "Köklerimize ve ahlakımıza sahip çıkmak zorundayız" vurgusu,