Bismarck bu sözü söylerken, Avrupa'yı siyasi bir özne olarak değil, büyük devletlerin birbirini dengelediği bir coğrafya olarak görüyordu.
Vestfalya egemen devletler arasında mekanik bir denge kurmuştu. 1815 Viyana Kongresi bunu "Avrupa uyumu" adıyla yeniden biçimlendirdi. Hukuk, çıkarı ortadan kaldırmadı; güçlü devletlerin çatışmasını kurallara bağladı.
Avrupa bir birlikten önce dengeydi.
İki dünya savaşı bu dengeyi yıktı. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kıta yeniden kurulurken masanın başında Amerika vardı. Kömür ve çelikle başlayan bütünleşme ortak pazara, oradan ortak paraya ulaştı. Güvenlik ise Washington'a bırakıldı.
Soğuk Savaş, ortak irade eksikliğini örttü. Güç dağılımı değişince çelişki görünür hâle geldi.
Avrupa Dış İlişkiler Konseyi'nin internet sitesinde yayımlanan araştırma, meselenin bugünkü karşılığını gösteriyor.
Altı ülkeden 5 bin 834 kişiyle görüşüldü. Katılımcılara, "Beş yıl önce uyuyup bugün uyanan bir arkadaşınıza Avrupa'yı nasıl anlatırdınız" diye soruldu.
Yüzde 68'in cevabı bozulma ve normalliğin kaybı etrafında toplandı. Avrupa'nın uyandığını düşünenlerin oranı yüzde 12'de kaldı.
Araştırma buna "hayal gücü boşluğu" diyor.
İnsanlar güçlü bir Avrupa istiyor; fakat bugünkü yönetici sınıfın böyle bir gelecek kurabileceğine inanmıyor.
Ukrayna savaşı güvensizliği büyüttü. Enerji maliyetleri yükseldi, sanayi daraldı, savunma harcamaları arttı. Refah kaybıyla oluşan öfke göç tartışmalarına yöneltildi.
"Stratejik özerklik" isteyen Avrupa, Washington'dan ayrı bir güvenlik siyaseti kuramıyor. Gazze konusunda halklarla hükümetler arasındaki mesafe büyüyor. Evrensel değerler, çıkarın başladığı yerde geçerliliğini kaybediyor.
Avrupa Birliği'nin son yıllarda derinleşen krizini

6